YALNIZLIKLAR RIHTIMI

                        Önsözü olmayan bir kitap;

kitabı buradan yayımlamamın sebebi açık söylemek gerekirse paranın olmamasıydı, bende buradan yayımlama kararı aldım; benim için büyük, sizler için küçük bir şey olabilir aslında bu kitap, belkide bir bakıp çıkacaksınız, belkide merakla okuyup sonuna kadar gideceksinizdir. Bunlar sizin insiyatifinizde, hatta belkide bu açıklamayı bile okumayacaksınızıdır, önemli değil.

Kitabın oluşumu aslında bir kitap yazmak değildi zaten okuduğunuz zaman daha net anlayacaksınızdır. gelişi güzel yazılmış,daha sonradan hepisini topladığımda böyle bir şey oluştu. Bu yazıları ilerde cocuklarıma okutacağım, annesi bile daha beli olmayan çocuklarıma, onları kocaman öpüyorum. (24 haziran 2013 -23;02) 

Bu yazılardan daha doğrusu bu kitaptan kendinize anlamlar çıkarmayacağınızı düşünüyorum. Çünkü bazen ben bile ne yazmışım amına koyayım diyorum. Bunları okuduktan sonra benim ruh hastası birisi olduğumu düşünebilirsiniz, öyle biri değilim arkadaşlar.

Tam ekran yakalama 29.06.2013 223009

 

 

 

 

GİRİŞ;

İnsan neden yazar ki? diye düşünüyorum. Hatta bazen dakiklarca saatlerce kimi zaman günlerce düşünüyorum. Cevabım vardı ama insan ihtimalleri arttırmaya daha doğrusu zorlamayı seviyor. Cevapları alternatifleri artırarrak içinden seçmek istiyor. kim istemez ki zaten bunu? İşene gelen cevabı seçip kendine göre tasarlayıp, güzelce kendini avutmayı? Cevaplar aslında kendini avutmak için varlar. kısa cevaplar bunun en büyük örneğidir her zaman. Benimde kendimi avuttuğum şeydi aslında yalnız olmak. Tek ve özdü aslında ama içi o kadar büyüktü ki kayboluyorsunuz adeta oralarda, nerede olduğunu, nasıl olduğunu bilmiyorsun dışardan kendini zaten hiç umursamıyorsunuz, içinin derinliklerinde bir yerde oluyorsun. nerede olduğunu bilmeden kendini bitirip bitirip tüketiyorsun…

insan neden yazar ki? sorusuna cevabım hep yalnız olmak oldu kimselere gidip bir şeyler anlatamadığı için. bunları düşündüğü için insanların ne tepki vereceğinden korkuyordur. İçinde birikmiştir bi’ kere bütün duyguları bütün acıları bütün mutluluğu. bütün aşkı. Yazar insanların pek dostu yoktur. Çünkü kendilerine ait bir Dünyaları vardır. O Dünya’yı o kadar benimsemişlerdir ki giderek gerçek Dünya’yı unutmuşlardır. Kendi Dünyalarında, kendi hayatlarını yaratmaya calışmılardır. Gerçek Dünya umrunlarında değildir. Gerçek dünya’da yakalaymaadığı şeyleri o Dünya’da yakalamışlardır.

 

 

Huzuru;
aşkı ve mutluluğu. Bunlar bağımlılık yapan şeylerdir Duygular doymak bilmez dahada dahada ister. elinizi verirsiniz kolunuzu alır o duygular. Haliyle insan o Dünyadan çıkamaz hale geliyor adeta ”Kardasın donuyorsun uyku tatlı geliyor ama öldüğünün farkında değilsin” işte biz uykunun tatlı olan tarafındayız sizler ise bazı şeylerin farkında olan insanlar tarafındasınız.
Bana her zaman Artık ”o Dünya’nın içinden çık Taylan” derlerdi. ama o kadar benimsemişim ki, o kadar bağımlılık yapmıştı ki. o Dünya’yı, kendi ütopyamı kurmuş takılıyordum kimsecikler sikimde değildi işte o yüzden yalnızız Diğer insanlardan farkı olduğumuz için. Veya sıradan sizler farklısınız, bizler sıradan insanlarız. ne önemi var ki bunların, bi insanda en önemli şey; ‘önemdir’ ”ne kadar ‘önem’siyorsan o kadar çok seviyorsundur” bu dünyanın en güzel cümlesi heralde. seni seviyorum değil bu cümle, seni seviyorumlara aldırış etmeyin. aslında seni seviyorumları hissedersiniz, kalbiniz o kadar temizse o insannın size seni seviyorum diyişinden ne bok olduğunu anlayabilirsiniz. Bunlar Tanrırın size güzel bir lütfu aslında. kalbiniz temizdir ama isanlar sizi değiştirir. Toplum psikolojisi vardır bir kaç kişi içinde olursanız mesela; siz kendiniz dahi sevmediğiniz bir hareketi başkasına yapmak istersiniz. neden? Çünkü siz ilgi çekmek istersiniz. Düşünün bi bakalım yapmış mısınız, yoksa yapmamış mısınız diye? Yaptınız biliyorum. bunun 2013 versiyonu ise insanlar ilgi çekmek için, gidip başkalarıyla yatıyor olması veya başkalarıyla yatıp “oo ben bu kızla yattım diyip ilgi çekmeye çalışıyor olması bırakın aranızda bir özel kalsın. Kız orospu olsa dahi. Kızlar bölümü ise yattıkları insanları sıraya koymuş hangisi daha iyi diye sıralandırma yaparak arkadaşlarına bunu göstermeye çalışıyordu, neden anlatır ki bi kız?  bence hepsi ilgiydi bunların  böyle tespitlerler yaptım arkadaşlar, ne saçmalıyor bu arkadaş diyebilirsiniz, ki bu benim sikimde değil bunu da biliyorsunuz ya neyse, aslında ilk önce duygular, sonradan beden paylaşılmalı. bu durumu sadece bir defa yaşadım. bir yandan çocuk olduğumu hissedip, diğer yandan ise büyüdüm mü ben şimdi? bazı şeylerin farkına mı vardım? diye kendimden geçtiğim zamanlarda oldu. olmadı değil.sonradan yavaş yavaş hissisleştiğimi fark ettim. Ama kendinizi bir hiç uğruna birisine adamanızı istemem. bu erkekler içinde geçerli aslında. sizi sizden çok seven birisine adayın bu güzel olayı. ama durumum o ki;

 

Gerçek Dünya’da yavaş yavaş duygusuz bir şekilde öleceğim. Kendimi gerçek Dünya’ya ait gibi hissetmiyorum. Cok hırpalanıyorum, çok hırpalandıkça da o Dünya’ya daha da çok sarılıyorum sım sıkı sarılıyorum. Ama düşünüyorum ben nasıl bu hale geldim diye? Ne yaptım da bu oldum da çıktım. Neden diğer insanlar gibi yiyip eğlenıp içmiyorum keyfime bakmıyorum? Belkide çok düşünüyorumdur.Düşündüğüm için bu haldeyimdir. İnsanlar düşüncesiz ve umursamaz olduklarından kafalarına bir şeyler takılmadığından rahat rahat eğlenip keyiflerine bakıyorlar. ama ben öyle olamıyorum galiba allah benim belamı vermişti. Hayatımın sonuna kadar yanımda taşıyacağım bu durumu. işte o ütopya’da düşünmüyorum sadece yapıyorum.
Hayat insanı hayaller kurmaya çok bağlıyor insanlar hayaller ve amaçlar için yaşıyor. anlık hareketlerden hoslanmıyor ben olsam yanımda ağırlık yapacak bir şey almadan olduğum yaşadığım anılarımın olduğu şehri terk ederdim Nasılsa Herkes terk edilmeye mahküm değil midir? Sevsek de aşık olsakta veya sevmesekte nedensiz bir şekilde nedeni varmış gibi gösterip terk etmez mi? Sahi insanlar neden bir birini terk eder? Cünkü İnsanlar kendilerini düşünen Asalak varlıklar olduğu için karşındaki insanın o temiz duygularını bir heves uğruna harcadıkları için. İnsanlar o kadar bencil ki bir heves uğruna neler yapıyor şu hayatta. Küçük bir heves karşıdaki insanın hayatının amına koyuyor. Cünkü o insan onu o kadar çok seviyordur ki onun için her şey yapar. sevgi böyle bir şey. ”Benle ebesinin amına gel desen gelir.” Böyle insanları üzen insanlar oldukça ben kendi ütopyam’da mutlu bir şekilde yaşarım diyorum. işte beni o ütopya’ya iten durumun ta kendisiydi bu şeyler, Bir birimizi siken varlıklar olduğumuzu biliyorum, ama duygusal olarak sikenlerin oranı hızla artıyor, bu vurdum duymaksızlardan nefret ediyorum, Bu insanlardan iğreniyorum!

 

Bu insanlardan hep korkmuşumdur. Tanrıya dualer etmiştimdir lütfen karşıma çıkarma diye ama o kadar acımasız ki bazı şeyler istemediğiniz şeyler tak diye çıkar karşınıza istediğiniz şeyler de hayatınız sonuna dek çıkmasını beklerseiniz Hayat buydu belkide? Hayattaki beklentilerinizin daima dinamik durmasaydı. Hayatın kısa felsefesi işte. Tanrı inadına ınadına kalbleri adete sikilebilir bir obje gibi olan insanları karşıma çıkarmıştı. İnsan ilk başlarda bir şey anlamıyor tabii kafasına sonradan dank ediyor ansızın böyle bir sevişme bir sarılmayla anlıyorsunuz her şeyi belli eder bi sekilde etmek istemesede vücudu buna izin vermez. Gözlerini kaydırır. ellerini tutarken avuclarının için terlemez. her zaman bir inancım vardır eğer bi kızla elini tutuyorsam ve o kızın avuç içi terliyorsa gerçekten seviyordur ve hiç bir zaman yanılmadığım tek şey oldu. Tanrının sizin için bazı şeyleri anlamanız için size elinden gelen her şeyi yapıyor bir yerden alsa da bir yerden veriyor işte naparsınız. işte o duyguyu sezdiğiniz de hayatınızın bok gibi gittiğini anlarsınız bu durum için geri dönüş yolunuz yoktur göte gelmişsinizdir artık. Hatta ağlayanınız bile yoktur. şimdi o insan sizin hayatınızdan duygularınızdan çıkması için 6 ayınızı alıcaktır. en orospusu olsa bile aşık olduğu taktirde unutması zor olacaktır. İnsanları bu duruma getirenlere devlet tarafından para cezası falan kesilmeli. En azından unutmak için alkol sigara vs gibi. asgari şeyler karşılanmalı. Ben o zamanlarımı hatırlıyorum da Yemek yemezdim Alkole verirdim o paraları Caddebostan sahillerinde veya küçük sirin öğrenci işi yerlerinde geçrirdim günlerimi bu durum peki bana ne kazandırdı?

 
şuan size yazacağım yüzlerce sayfa yazacağım bir birikim kazandırdı. insanların ne kadar boktan olduklarını, birazda olsa benim gibi olan azınlıktaki insanların olduğunu gösterdi, Hayatta matematik yerine bu deneyimleri kullanmamı sağladı, kendi hayatımı gelecekteki hayatıma nasıl yön vereceğini kazandırdı. insanları tanıyormuş gibi yapmayı gösterdi. insanlar hakkında yaplabileceğim tek şey buydu cünkü… onları tanıyormuş gibi yapmak beni rahatlatıyordu. Onların karsşında sağlam ve cevik duruyordum onlayacağınız dostlarım hayatta kimse kimeyi tanıyamaz. Tanıyormuş gibi yapar. ve hareketlerinden huyundan suyundan ne bok olduğunu anlarsınız sadece. Hayatta tek olduğunuzu unutmayın unuttuğunuz anda kafanıza güzel bir balta iner. göte gelirsiniz. bunu aslında insanlar yapmaz, insanların içindeki o dürtüler yapar. beyni öyle yapmak istemiyordur belkide, ama duyguları yapmak istiyordur, çalışkan olabilir. 10 tane dilde konuşuyor olabilir, ama duygular… Duyguları hiç bir sikim bilmez, cahildir duyguları, cünkü duygularına kimse bir şeyler öğretmemiş, kazandırmamış. duyguları körelmiş gitmiş….
 

 

BÖLÜM 1
YALNIZLIK

Daha hayatımın başındayım ve Yalnızlıkla çabuk arkadaş olduk bir birimize çok ısındık arada kavgalar edip ayrılıyorduk yalnızlıkla ama hç bir zaman ebedi olmadı yani şuana kadar. Hiç bir zaman beni bırakmadı adeta bir gölgem oldu. kimileri onla yaşamaktan korkar ve hiç bir zaman onun yanında yani yalnızlığı keşfetmek onu tanımak istemzdi. Ama yalnızlık en iyi dosttur ki; sizi size anlata bilen en iyi soyut örnektir. bazıları bunu kavrayamadan, yalnızlığı keşfedemeden öldü, bazısı da korkmaya devam etti koca yalnızlıktan

Yalnızlıkla iyi dost olmalısınız ki sizi size daha iyi anlata bilsin hayata ve insanların kötülüklerinden bahsedebilsin. onun kendinize verin o sizin yanınızda ve size doğru yolu gösterecektir. sizi hayata hazırlayacaktır yalnızlık. işte benim yalnızlıkla ikiskimiz böyleydi hep beni bana anlatmaya çalışırdı o soyut şeyi kafamda artık somut olarak görebiliyordum çok istediğim için. istekler yapmak istediğiniz şeyin yüzde ellisini oluştururmuş bunu da bir yerden okumuştum.

yalnızlıkla ne kadar zaman kaybettim diye de düşünmüyor değiim. ya yalnızlığım olmasaydı iyi dostlar belkide aradığım insanı bulabilektim. veya kötü dostlar edinip hayatımı daha da boktan bi yere sürükleyecektim aradığım insanı bulduğumu sanıp onunla ebesinin amına gidecektim ve yine bir şeyler olup yanıldığımı anlayacaktım ve artık anladıktan sonra iş işten gececekti işte belkiler insanı nerelere götürüyor. veya işin olumsuz taraflarından bakmak ne kadar da kolay öyle değil mi olmayacak şeyi olduruyorum. olacak seyi oldurmuyorum. Belkilerle hayatım üzerine adeta bir kumar oynuyorum. Her şey sansa bağlıyor oluyor koca yaşantınız sadece şans üzerine kurulu adeta belkide; onu orada gormediğinizde aşık olmayacaktınız. kesişmeyecekteniz. birlikte olup sonradan bok yere ayrılmayacaktınız. her şeyiniz koca bir şans üzerine kurulu anlayacağınız. o yüzden şansıma hiç güvenmiyorum nerede en sikik insanlar onlar karşımda oluyur. kumarda da kaybediyorum aşk kumar ilişkisinden hiç bahsetmiyorum düpe düz yalan o olay. hayat para üzerine kurulu paran varsa hayat sana güzeldir. istediğin insanı elde edersin. duyguları, yapmacık aşkları,  en iyi arabaları en iyi biraları elde edersin. ama ben o duygusu parayla alınmayacak insanların peşindeyim. sigarayı ve alkolü dönecek insanları arıyorum cünkü onlar asıl insanlardır. onu o yapan şeydir o. kendisi olan insanları sevin yapmacıklardan uzak durun yapmacık insanlar cevrenizde çok vardır. herkesin cevresinde üç beş tane çıkar zaten.

 

Artık insanlardan çok korkuyorum ki yanaşa bileceğim en huzurlu liman kendi kabuğuma çekilmek oldu. O huzurlu limanda o kadar rutinleşti ki dalgalar bile carpmaz oldu. Ama herkesin sığınabileceği bir liman olmalı bu içinize çekilmek anlamına gelmiyor tabikide. İnsan bir süre kendini her şeyden uzak tutaması gerekiyor. iş hayatı okul hayatı aşk hayatı vs bu durumlardan insan biraz kendinisi soyutlaması gerekiyor. kendi derinliklerine inmesi lazım yoksa hiç bir zaman istediğini elde edemez. ne istediğini bilmez. ne istediğini bilmediği için de mutsuz olur. kendini limanlarınızı kendiniz yaratmanız gerekli. Mesela kendi eviniz gibi. düşünsenize Bir evin içinde yalnızca siz varsınız. sadece etrafa sizin görültüleriniz saçılıyor. Sabah uyandığınızda birileri tarafından değil de güneş sizi uyandırıyor o parıltısıyla. uyanmaınızı istiyor bu güne merhaba demenizi bekliyor. sonra yavaş yavaş kendinize gelirken yatakta dün ne kadar içtim öyle ya diyip duruyorsunuz. yalpak bir şekilde mutağa gidip kahve suyu koyuyorsunuz. o sırada perdeleriniz açıp camı açıp kuşların cıvıltısını dinliyorsunuz. saat daha 10 bile değilken. Derin bir nefes alıyorsunuz mutfaktan tak diye bir ses geliyor ve kahve suyu hazır olmuş bile. en sevdiğiniz fincanı veya kupayı indirip güzel bir şekilde kahvenizi yapıyorsunuz. Aklınıza bi anda sigara geliyor. Sigaram nerede diyip salona gidiyorsunuz kanepenin arasına sıkılmış bir şekilde alıyorsunuz içinde sadece tek bir dal kalmış  şuan o tek dalın sizin için ne kadar önemli olduğunu düşünüyorsunuz. fazla olsaydı pek umursamaz olurdunuz göz ardı etmezdiniz. ama tek olunca önemli oluyor. bu da size farklı anlamlar getiriyor. kendinizi yavaş yavaş tanıyorsunuz. küçük bir gülümsemeyle mutfağa geri dönüyorsunuz. sigaranızı yakıp kahvenizden bir yudum alıyorsunuz. güneş size vuruyor. saclarınız o kadar güzel ki güneşin sarılığı adeta saçlarınıza geçmiş gibi oluyor. ve güzel bir şekilde güne merhaba diyip neler yapacağınıza karar veriyorsunuz. arayanınız mesaj atanınız yok kimseden bir beklentiniz de yok. sadece anlık yaşayıp anlık mutlu oluyorsunuz. bu da sizi daha da mutlu ediyor. uzun zamandır tek başınıza yapmadığınız şeyleri yapıp eğlenıyorsunuz. ve böyle belli bir rutinlikte artık ne istediğinizi veya ne istemediğinizin farkına varıyorsunuz. bu size çok şey kazandırıyor. Ve artık beklenti içersinde kalmıyorsunuz ”aamman severse sever veya gelirse gelir, olursa olur” kafasında oluyorsunuz. tek olmak bağımlılık yaratıyor.

 

HAYATIN DEVAMI
Ne istediğini bilmeyen insan asla mutlu olamaz Hayatın içinde hırpalanıp gider bu duruma yakınındakı insanlarıda sokar. Sizi kullanır ne istediğini bilmeyen insan amacına ulaşır sonra bir çöp gibi atar gider arkasına bile bakmaz. sadece elde etme hazzını bağımlıdır. ondan kopamıyordur elde ettikten sonra o haz yavaş yavaş kaybolur ve gider sonra kendini kötü hisseder ve aynı ama farklı arayışşlara girmeye devam eder. yorulmadığını hisseder ama sadece bedeni. ruhunu duygularını hiç eder. eğer böyle bir durumda olursanız kendinizi tanımaya ve ne istediğinizi iyi bilmelisiniz yoksa göt olursunuz her zaman. bir zamanlar bende böyle bir insandım ama sonradan nelere istediğimi neler yapacağımı bilecek bir duruma geldim ve daha sonradan daha da iyi hissettim kasıklarıma kadar üstelik. Bi an düşünüp ben neler yapmışım diyorsunuz. sonra geçiyor ama Geçmişe gögüs germek lazım. geçmişte kalmamak lazım Cünkü geçmiş geleceğinizi gerçekten etliyor. Geçmişte neyseniz. gelecekte de öyle bir şey oluyorsunuz. araya bi boşluk bir cizgi bırakmak lazım yeni başlangıclar için. sonradan hep o yeni başlangıctan başlıyor geçmişiniz. o yeni başlangıç olu verip gidiyor. geçmiş yapışkandır yıkasanız bile geçmiyor yeni şeyler koya koya atlatırsınız. yok edersiniz o geçmişi. kendimizi kandırmamak ta lazım ama geçmiş yüzünden. Cünkü kendilerimizi kandıran varlıklarız. ve bunun da farkınayız cogu zaman mesela insan her zaman kendisini doymuş olarak göstermek ister. veya tatmin olmuş istediklerini yapmış gibi bunu yapmak zorundayız, aslında öyle bir açız ki bunu görmemezlikten geliriz. yoksa hayattan hiç zevk alamayız. kıskançık icgüdülerinizi tutamaz hale gelirsiniz. o bu yüzden bunları yapmak zorundayız ki mutlu olalım. mutlu oldukça da insanları mutlu edelim. veya siktir edin onlar bizi mutlu etsin. çıkarcı olun. Nasıl bazı ilişkiler çıkar üzerine erkek am peşinde kız da para gibi. sizde mutluluğunuz paylaşmayın çıkarcı olun bu konuda mutluluk çabuk tükenen bir şey bırakın ilk sizi mutlu etsin sonra siz. böyle bir birinizi besleyin. ondan sonra zaten hiç bir sikim sizi ayıramaz. arada öyle kaşarlar olacaktır elbet veya yavşak erkekler ama siz bi kere mutluluklarınız ve duygularınızı paylaşıyorsunuz. ve onlar kilitleniyor adeta. sikseler ayırılmıyorsunuz.

 

Bazı ilişkiler çıkar üzeren dedim de cidden başıma gelmişti aslında çok sıkca yaşanan bir durum bu sonradan farkına varıyorsunuz. Zaten her zaman iş oluş hareket bildiren şeyler olduktan sonra farkına varıyorsunuz ya. hiç sıcağı sıcağına fark edilmiyor bu şeyler. Çok sikko bir durum bir gün bi kızla buluşmuştum kızın saçları çok güzeldi saçları takıntım olması biraz garipti insanlar için ama onlar sikimde olmadığı için çok rahattım.herkesin bir takıntısı vardır fiziksel olarak kimisi köprücük kemiklerinden kimiside götüne bakarak seçer. bende saça göre işte. Herkes zaten fiziksel özelliklerine göre seçer karşı cinsi duyguları ”cok güzel olan insanları seviyorum ben” diyeni görmedim görsem sarılır öperdim. bende öyle değilim ya zaten.

insan hiç birisini görmediği zaman. ve buluşmarına 2 dakika veya 3 dakika kalanan ki duygu var ya ondan bahsediyorum işte o duygu insanı zirverelere çıkarıyor heyecan mı desem mutluluk mu desem ikisinin arasında ki bir şey o duyguunun tanımını yapamıyorum ama yaşanyanlar çok iyi bilir o duyugu özlemiştim o iki dakika benim için saatlerdi adeta tabiki bir birimizi görmedik, merakla bekliyoruz cihangir’de bir sokak söyledim oraya gelecekti, ve geldi tabikide saçları güzel değildi, ışıltılıda değildi ama iyi birisiydi gibiydi. tabi o buluştuktan sonra o heyecan kaçtı, kendimizi hemen alkol alabileceğimiz bi yere soktuk. ve bulduk hemen söyledik biraları çat çat içiyoruz tabii saçma saçma muhabbetler. anladım bu kız beni bugün burada sikecekti. ve haliyle de öyle oldu sonu. 162 TLlik bir hesap geldi. kız ortada yoktu, vay amına koyim dedim. insan en azından kaçıp gitmezdi yahu dedim içimden, 162 lira benim için kaç paket sigara eder diye düşündüm, o günden sonra bir daha görüşmedik sonra iki hafta aç kaldım bu durumdan pişman değildim tabikide, bazı şeyleri yaşamak görmek lazım her ne kadar 162 lira da olsada, aç kalsam da, sigaramın olmaması yüzünden annemin slim sigaralarından otlansam da pişman olmadım. Sorularıma yavaş yavaş cevap vermesi beni mutlu etmeye başlamıştı, evet acaba bu kız neden  böyle yaptı? Tamam parası yoksa neden tekrar yazıp teşekkür etmedi? Ona göre biri olmasam da insan her şey için bir teşekkür etmez miydi? diye diye metrobüste düşünerek, cevapları doldurarak geldim. cevapları bulmuştum, kendime göre uydurmuştum. çıkar olayıydı bu bence başka bir açıklaması olamaz. çok beklenti yüklemiştim, yüklediğim için hüsran bi duruma düştüm. Bunun sorumlusu kimdi peki? Bendim ben. eğer beklenti yüklemeseydim buluşmasaydım veya nacizane bir cafede otursaydık? bunların hiç biri olmayacaktı. Olmayacaktı ama ben bu kızın ne bok olduğunu öğrenemeyecektim. Denedim. deneyerek öğrendim. Yaşadım, yaşayarak sezgilerimi daha da güçlendirdim.
  Kendimi yine boşluğa bıraktım, yine olmayacaktı, yine aşık olmayacaktım. takılıcak insanlar çok, ama aşık olunacak insanlar az. az olanlarda uçmuş gitmişler zaten, geçmşim de böyleydi. aşık olamıyorum tek bir hareketle soğuyorum orada kendisi olsa belkide her şey düzelicek kendileri olmuyorlar bi an farklı bi tiplemeye bürünüyorlar oysa konuştuğum insanla, o insan arasında dünyalar kadar fark var oluyordu.

 

Bazen dönüp bakıyorum arkamda ne izler bıraktım diye, arkamda bıraktığım insanlarda ne bıraktım diye. Aşık olduğum insanlarda sadece bir taylan olarak kaldım. taylan adında bir insan o kadar. aşık olamadığım ama sevdiğim insanlarda çok izler, çok yanlışlar, çok üzüntüler bıraktım. çünkü onlar bana aşıktı. Onların; bir birimizden ayrıldığımızdan sonra nasıl bir ruh halinde olduklarını biliyordum, onlar bana üzüntü duymuşsa bende aşık olduğum insanlar beni bıraktığımda aynı şeyleri hissettim, adeleti yargılıyoruz ama bazen ne kadar da güzel işlediğini görüyoruz. Ama onların hepsi mutlu, eğleniyorlar, geziyorlar, sevinıyorlar, fotoğraflar paylaşıyorlar sevgilileriyle, bir birinin güzel birer hayatı var. aşık olduklarımın ve aşık olamadıklarımın. Ben seviniyorum bu tabloları gördüğümde, ben acaba insanlara iyi mi geliyorum? Belkide geliyorumdur ha? baksana hepsi mutlular, e peki benim hayatım neden bunların ki kadar güzel olmadı. Aynı yemeği yiyor, aynı şarkıları dinliyor, aynı havayı soluyoruz. neden benim ki düzelmedi? Adalet burada biraz değişiyor, oklar üzerime geliyor yine. Ben nerede hata yaptım? bilemiyorum. koca bir bilmemezlik üstümü örtüyor, kap karanlık yine cevap alamıyorum, alamıyorummm. Yatıyorum. nefes alamıyorum.. rüya görüyorum, ütopyama gidiyorum. mutlu olup geri geliyorum. Sonra tekrar uyanıyorum. Gerçek hayata geldiğimi soluduğum havadan anlıyorum, dışardan gelen korna sesleri, hiç kuş sesleri yok olmayışından anlıyorum. ayaklanamıyorum, ayaklarım uyuşmuş bekliyorum tamamdır taylan geri geldin buraya gerçek hayattasın kendine iyi bak tarzı bir mesaj geliyor telefonuma. bi bakıyorum kendi telefonum, kendi numarama göndermiş. gülümsüyorum, uyanıyorum kahvemi yapıyorum, twitter’a bakıyorum yapmacık insanaların  twitterdan attığı o gülümseme smilelerini gülücüklerini duyuyor gibi hissediyorum, fotoğraf paylaşmak için veya bir birleriyle aptal aptal dil çıkarıp o fotoğraflarına bakıp ne salak şeysiniz, aslında hepinizin sevişmek istediğinizi biliyorum. Gidip sevişsenize diye mention atmak istiyorum ama ellerim gitmiyor. sonra hüzünlü insanları görüyorum, okuyorum twitter’da o kadar kendilerini belli ediyorlar ki, o kadar zayıf olduklarını belli ediyorlar ki. bi dokunsalar o biraz da olmuş toparlanmış hayatları yine kötü olacaklarını biliyorlardı. bir takım insanlar mutlu, diğer kesim ise azınlık olan kesim mutsuzdu, mutsuz olan insanaları daha çok seviyordum onları ‘ben’miş gibi hissediyordum. ama böyleydi. benler ve onlar. onlar biziz aslında. diğer kesim mutluymuş gibi yapıyordu bence herkesin bu kadar sorunu olup bu kadar nasıl mutlu olabiliyorlardı. olamıyordum, mantıksızdı. Hiç tanımadığım bi insanla tanışmaya çalışıyorum ama olmuyordu, yüz vermiyorlardı. mutlu olan insanlarla tanışmaya çalışıyordum, olmuyordu onlar çok mutluydu ben çok mutszdum, ters tepki oluyordu, ama ben onların hayatlarını merak ediyordum? dışardan bu kadar nasıl mutlu görünürdü ki bir insan? Görünemezdi, oluyormuş ama,  bana da öğretsinler isiyordum olmuyordu. mutsuz insanlar geliyordu karşıma  mutsuz insan+mutsuz insan = mutsuz insandı ortası bi olmadı, ortasını bulmak zor oluyordu fazlasıyla. Bunları düşürken sigaram bitiyordu;

 

gerçek hayatta olduğumu unutmamalıydım, etrafta gördüğüm şeyler zaten unutturmuyordu, dün yaptığım şeylerin aynısını yapıyordum değişmiyordu, bir dur deme noktam olmayacak diye korkuyordum. olmalıydı ama şuan değildi. Giyiniyordum, yapacaklarım belliydi telefonuma bakıyorum kendi numaramdan gelen mesajı vardı, başka hiç bir şey yoktu. Boştu. Telefonunum bile kendimi bok gibi hissediyordu, ben telefon değil miyim lan? bana neden mesaj gelmiyor amk? diye isyan edebiliyordu içten içe, biliyordum. Sonra dışarı çıktım umursamazca nereye gideceğimi, ve neler yapacağımı biliyordum eesi yoktu bir gelişme, bir heves yoktu. Aynıydı ya biliyor insan. yürüyorum; düşünüyorum, insanları düşünüyordum, yanımdan gecen insanların yüzüne bakıyordum. bunun farkına bile varamıyorlardı. kimisi  telefonlarıyla konuşup “geçen ne oldu biliyor musun???” diyordu kimisi de bugünün düşünüp yarınını umursamıyordu, Bu tür insanlara olan ilgim her zaman büyüktü çünkü bana benzeyen insanlardı, bugününü sadece o anı, o dakikayı, o saati düşünenen insanlardı. bendim ya kısaca. bugünüm güzel geçiyordu ya, yarının bi önemi yoktu. düşünmüyordu o zamanın güzelliğinden hiç bir şeyi, onun için. Bu şey insana çok şey kaybettiriyor. çok fazla üstelik. Bunun sonuçlarını bilsede insan yinede yapıyordu. mesela sınava çalışman gerekiyor, ama sen bırakıp arkadaşlarınla eğleniyorsundur, sınavın yarın olacağın biliyorsundur ama sen yinede ” hayır çalışmayacağım eğlenmem gerekiyor” şuan diyip koca şeyleri, daha doğrusu senin için önemli olmayan ama daha sonradan çok önemli olacak bir şeyi hiçe atıyorsun. Zaten bunlar başımıza çok şey açmadı mı ki? Bu isteklerimiz, şuan ki durumlarımız, bizi bu hale getirmedi mi? Getirdi, koca bir sorumsuzlukta getirdi arkasından daha da umursamaz oldu, o gün çalışmadınız ve sınavınız bir şekilde iyi geçti, ve bu sizin kendinizi tatmin etme olayıyıdı, ve oldunuz da sonrada dahada istediniz, üstesinden gelirim dediniz ama (GELEMEDİNİZ) olmadı. Sonra toparlamaya çalıştınız ama olaylar daha da boka sardı. yürüyorum; şarkılarımla, geçmişimle ayaklarımın hareket ettiğini hissediyorum, nereye gideceklerini biliyorlardı zaten onlar bi an hava uçtuğumu sanıyorum giderken bi bakıyorum ayaklarım hareket ediyormuş, o kadar hissisleşmişti ayaklarım. duygularım ve bedenim ap ayrı hareket ediyordu. istediğim yere yavaş yavaş geliyordum, girdiğimde

-hoş geldiniz Taylan bey
 
-Aynısından mı

+evet aynısından,
 bu duygudan nefret ediyordum sanki oraya yapışıp kalmışım gibi, onların taylan bey artık hep burada olacaklarını bilir gibi hareket ediyorlardı. kendime güneşin batışını o turuncu ışığı yüzüme vuracak bir yer bakıyordum, ve buluyordum. oturdum. soluklandım ayaklarımın acıdığını hissediyordum bu sefer cebime atıyorum elimi, bir kağıt ama yıkandığı için pek belli olmuyordu, bu bende bir heyecan uyandırdı bir fişti belkide, belkide benle alakasızdı ama ben almışım ve yanıma cebime koymuşum, okumaya çalışıyorum, ” seni ne zaman sevdiğimi bu yazıyı okunca anlayacaksın” yazıyordu kim olduğunu bilmiyordum, zaten kafamda o kadar soru işaretinden sonra bir tane daha mı diye? geliyordu. gülümsedim. Beni seven insanlarda olucağına inandım, sevilebilen insandım, ilk başlarda çok seviyorum sonra tüketiyorum o sevgiyi, çok fazla karşı tarafa sevecek bir şey bırakmıyordum, neden böyle oluyordu? kendimden çok sevdiğim insanlara denk geldim diye böyle oluyordu, tek bir açıklaması buydu benim için

Hayatta bazı şeylerin açıklaması olmaz, susmak düşer sadece susmak, mesela şunun gibi değil;  -seni seviyorum +bende. demek gibi, sus amına koyduğumun niye bende diyorsun sus orada. niye üzüyorsun ki o insanı bende diyerek. ya karşılık ve ya da sus.  hiç bir zaman o seni seviyorum diyen insana seni seviyorum demezdi. bende derdi hep. sahi biz bu insanlara mı denk geldik? evet. bu insanlara denk geldik. bunları düşündükten sonra devam ediyordum gülmeye ne kadar mal oluşumun…

 

küçük  bir yazı parçası günün anlam ve önemini taşıyan bir yazı haline gelmişti benim için, cebime elimi bir kere daha attım, sonra sigaramı aldım elime baktıştık sonra sigara paketiyle beni en çok seven şey bu diyordum, evet ama bu beni öldürecekti. öldürsün beni en mutlu eden, beni rahatlatan şey buydu. kötü zamanımda, iyi zamanımda alkollü zamanımda benim yanımda olan şey bu kağıt parçasına sarılı içinde doğadan toplanılmış tütün idi. aslında doğayı yı yansıtıyordu benim için. elime aldığım sigarayı dudaklağımın arasına girmişti bile, yaktım ve içime bir nefes aldıktan sonra oh be şimdi iyiyim, gerçek dünyadan kalan en güzel şeyler diye diyip duruyordum kahvem geldi, Taylan bey buyrun kahveniz diyordu, teşekkür ettim sigaramı içip bir yandan insanlara bakıyordum, onlarda bana bakıyor muydu acaba? Bakıyorlardı dalgalı saçlı, değişik kahve gözlü biraz zayıf olan bir insana kim bakmazdı ki ? Zayıf bir insandım hem duygusal olarak, bende fiziksel olarak. annemler beni küçükken çok yemek yemeğe zorladıkalrı için böyle olmuştu, zayıf olmak benim suçum değildi, o kadar da zayıf değilim aslında, ama zayıfım fotoğraflardan gördüğünüz kadar birisiydim. yalnız oturuyordum insanlar yanmdaki sandalyeleri cekip yavaş yavaş götürüyordu, bu durumdan üzüntü duyuyordum, abi dur ya oraya arkadaş gelicek diyemiyordum, bi masamı almadıkları kalıyorlardı, sonunda cevremdeki bütün sandalyeleri aldılar, tek başına, tek bir sandalyede, tek bir masada oturan ve sigarasını kahvesini içen bir adam haline geldim. düşünüyordum bu durumda ne yapmalıyım diye? hiç bir şey insanları izliyordum, gün batıyordu yavaş yavaş. sonra arda abi diye birisi vardır yalnızlıkları oynayan bir adam, 43 yaşında bir adam aslında, geldi bi sandalye çekti oturdu yanıma. nasılsın taylan? diye iyiyim dedim. bana çok benziyordu 43 yaşında yalnız olmak ne demekti ki? siz 43 yaşında yalnız adam gördünüz mü? coğunuz görmemişsinizidir, görsenizde ya parasal veya zihinsel özürlü bir takım sorunları vardır, ama bu adamda öyle bir problem yoktu arda bey, Türkiyenin en büyük holdinglerinin sahibiydi, Anadolu grup diye bir şirketin varisiydi kendisi dedesi başındaydı, anadolu grubu kia, burgerking, cococola, Efes pilsen vs bunların Türkiye temsilcisiydi, Yani sattıklarının yarısı bunlara, diğer yarısı da bu şirketlere gidiyordu, bu adamın hayatta yaşamadığı bir şey kalmamıştı aklınıza gelebilecek her şeyi yaşamış tüketmişti düşünsenize sizinde öyle olduğuuzu? Zenginsiniz, paranız bok gibi istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz, ama yapmışsınız bitirmişsiiz Artık yapacak bir şey yok. ben büyüyünce bu adam gibi mi olacaktım acaba? olmayacaktım hayallerim beni burada tutardı belkide, veya çok uyuyup ütopyamda olurdum. ama bu adam gibi hareket ediyordum, Bu adam çok esraringizdi seninle bir şeylerini paylaşıyordu fazlaca; kendini sana anlatıyordu 43 yaşındaki bir adam 18 yaşında bir birine  kendini anlatıyordu neden başkasınıa anlatmıyordu peki? Çünkü pek fazla dost olabileceği kimse yoktu cevresinde. Adam oradan kendine yakın arkadaşlar, veya yakın olabilecek arkadaşalar arıyordu, ve yapıyordu da benim gibi birisini kazanmıştı anlatarak. Arda abi neden böyleyim ben? Neden mi böylesin sen Taylan; sen istediğin şeylere ulaşamamız, ulaştığını sanmış olduğun için böylesin dedi. hiç bir şeyi yaşamamıştın aslında, sadece yaşıyormuş gibi yapıyordun kurşun kalemle gördüklerini, üzerine tükenmez kalemle gidiyormuş gibisin, ama belli oluyordu taylan o yaptığın bunu anlayabiliyordum. Yapma. kendini hayata ver benim gibi olma.

 
istekdiklerini neden kaybettin diye bir soru sordu bana? bende bilmiyorum dedim. Aslında biliyorsun dedi bunca olaylardan sonra herşeyin bitiş noktası sende dedi. bende o zaman; abi ben onlara göre değilmişim dedim. sen ne zaman sana göre birisini bulacaksın dedi, bilmiyorum dedim. sustuk sigaramızı içtik. üzülüyordum sorularıma bilmiyorum diye pas geçiyordum. ama kaçamıyordum o sorulardan hep arkdamda bi yerden ” heey Taylan yiyorsa cevap versene bu sorularaaa” diye sesler geliyordu, sorular benle konuşuyordu. Gün batıyordu artık zamanım gelmişti gece yaklaşıyordu, güneş yok oluyordu yavaş yavaş, yine gelmek üzere gidiyordu. Tıpkı dün yaptığı gibi, ondan sonraki gün de yaptığı gibi gidiyordu, ama gelicekti.  İnsanlarda böyle olsa ya keşke bir daha gidip gelse, yeni baştan çok çok yine baştan. onlarla tekrar tanışsak, tekrar aşık olsak, tekrar sevissek sonra eve gelsene makarna yaparız ayağına eve cağırıp yemek yiyip sonra  yiyişip,ellerim onun köprücük kemiklerinde olsa, bana sarılaarak uyusa, sonra uyanıp kahve yapıp, deli gibi alkole abanıp sonra tekrar uyansak yeni bir güne? Bunlar olmayaak biliyorum. Bunları farklı insanlar üzerinde yapacağız , olacaktır bunlar eğer öyle insanlar olursa iyi sevin.

Belki bir gün olacak ve olduğundunda dünyanın en güzel insanları ,en güzel cifttleri bizler olacağız. belki siz şimdi mutlusunuz ama biz ileride, işte o ileride sizden daha da mutlu insanlar olacağız, o mutsuzluklarla mutlu olabilen insanlar ileride hepinizin amına koyacak, mutlu insanlar olarak.

bir ses duyuyoyurm… Taylan bey diyen çocuktu yanımza geldi. oturdu.  amına koyim Taylan bu yerde böyle bi kahve içen tek insan sensin. ne değişiksin lan sen öyle, güldüm 🙂 Arada bende gülüyorum lan öyle olduğuma bakmayın.  sesimi çıkarmadım buruldu çocuk. yakın bir arkadaşımdı orada starbucksta tanışmıştık masalar doluydu benim yanıma oturmuştu, yalnızlığım karşıma iyi bir dost çıkardı yine. harbi bi çocuktur, bütün parasını yer bitirir ben mutlu olayım diye. hemen hop çakmağım yok çakmağı nerene soktun amk dedi ağzı durmazdı ki. daha sonradan yarın adaya gidelim mi lan diye de arkasından geliyordu ,e gidelim oğlum. napacağız? olm iki güneşleriniz yahu canım sıkıldı buradan. sevgilinle gitsene olum beni napıcaksın beni diyordum? yok ya olum ben ayrılıcam o kızdan neden diye sorma ben sevmiyorum o kızı yapamıyorum abi bana göre değil o kız.
 e neden çıktın amına koyduğumun oglu? kanka boştum çıkayım dedim, e neden çıkıyorsun onunla diyip duruyorduk. Sevgilisini de tanıyordum kızın onunla olan mutluğu göz önüne geldi, onun hiç bir şeyden haberi yoktu o sadece o anın güzelliğiin sevgilinin yanında olmanın güveniyle yaşıyordu. mutluydu abi o bi kere. Mutluluk oydu birsininin sana güvenvermeseydi. onunun yanında kendini çok çok iyi hissetmendi, zirvelerde hissetmendi, uçuyormuşcasına hissetmendi. ama tek başınaydı farkında olmadan. sadece yanında bedenen birisinin olmasıydı. duygullar tak diye belli olmuyordu ki, zaten beni çok yıkan bu durumda bu değil miydi? Buydu. insanlara dıştan ”evet bu ya abi” diyip sonradan tanıdıkça ne bok olduğunu anlamak değil miydi? Buydu.

Ayrıldılar sonradan, batuhan yalnız kaldı gelen geçene yavşadı olaylar hep böyledir ya zaten, e peki neden çıkmıştı batuhan o kızla? çıkar üzerineydi daha önceden bahsetmiştim. HERŞEY BİRER ÇIKAR ÜZERİNEDİR. bunun başka açıklaması yoktur. olmazda zaten olsa bile bir şekilde belli eder. Kızlar çok saflar açık konuşmak gerekirse çok aptallar. onlara değer veren insanlarla birlikte olmaktansa, onlara değer vermeyen insanlarla birlikte olmayı seviyorlar. Bunun gizemini merak etmişimdir neden acaba diye? Kızlar hep böyle midir? böyleler galiba. üç beş insan değil tabikide ama bunları da bulmak zordur. Hep ‘zor’dur ya, zor olan şeyler en güzel şeylerdir, kolay olmak basittir, zor olmakta bir imkansızlık umudunu taşıması demektir. siz olsanız hangisini isterdimiz? Kolaya kaçanlardan mı yoksa zor olanlardan mı, kolay insanlarla istediğinizi yaparsınız kukla gibilerdir cünkü, nereye vursanız oraya gider, istediklerinizin hepisini yaparsınız, hevesiniz kaçar, elde etmişsindir bi kere abi, geriye ne kaldı ki zaten? ama zor olmak öyle değildir. Zor olmak, hep bir umutsuzluğun içinde küçük hayaller kurarak kendini ona bağlamak demektir, mesela olmayacağını biliyorsun inandırmışsındır, bir şeyler olaccağını aklına gelmez, ama onunla hayal kurmak sizi çok zirvelere çıkarıyor, bir basit insanda düşünsenizi bunu olmazdı değil mi? kurduğunuz hayalleri bi an gerçekleşicektir o zor insanda er ya da geç sizi kendinize bırakıcaktır, ve bunun size yaşattığı hazı hiç bir zaman unutamayacaksınız. Kızlar öyle, aslında kendinilerini hep zor sanarlar ama o kadar basittirler ki bunun farkına varmayacak kadar üstelik.bizler zor insanları seviyoruz, aşık olmaya çalışıyoruz. iyi de aşık oluyoruz, biliyorum.

 Zor olan insanın bu size yaşattığı haz sizi öyle bir sarar ki; tadı çilek kokusu gibi gelir o zor insan size. zor insan olmak doğuştan gelir bence, zor insanlarda umudunuzu kaybetmeyin, er ya da geç olacaktır bir şeyler dediğim gibi, Mesela zor olan insanları, sevgililerimi hiç unutmamıştım. basitler aklıma bile gelmiyor, şuan güldüm 😀 vay be ben neden basit kızlarla birlikte oldum diye salakça gülüyorum onlarla harcağım zamanı keşke tek bir zor insanda yaşasaydım diyorum şimdi,  basit kızlar basit erkekler, basit arkadaşlıklar. boktan boktan şeyler. uğraşamayın zamanınıza yazık. Kendinize üzülmüyorsanız sizden aldığı zamanlara üzülün. Gerçekten çok pişmanlık duyuyorum boş zamanlar tükettim diye eğer onlarla takılmasaydım belki olacaktı belki bulacaktım, şu zamanlar o yüzden yalnız kalmayı seviyorum, aradığım insanı bulacağım diye. bu gidişle belkide yalnız öleceğim. kör topalla mı evlenecektim acaba? Aa hayır yalnız kalırdım. Düşünsenize bu kadar anlatıyorum ve kör topal birisiyle evlenıyorum. hassiktir derlerde. bi’an düşündüm.(kahkaha atarak gülüyorum şuan) Hiç bir zaman öyle bir şey olmayacak tabikide. bir gün gelecek o zaman her şeyi siktir edeceğim ve kendimi o insana adayacağım. Ama erken diyebilirisiniz bu durum için. Ama biraz erken, biliyorum şu zamanda bulamayacağım ama bulmak isterdim. ileride bunları evleniceğim kadınla okuyor olacağız. ‘hey seni çok seviyorum tanımadığım kadınım’ İnsan geleceğe ne çok şey bağlıyor öyle, bağlamak istiyor. oysaki 1 saat sonra neler olacağını bilmeden geleceğe dair böyle planlar kurmak? Ne de saçma öyle değil mi. Hayaller cocuğu olmak böyle bir şey.

 

sene 2010’du galiba o zamanlar daha yeni yeni keşfediyorum şarkıları, bana ait olabilecek ve 55 yaşına geldiğimde yine aynı duyguları, aynı insanları hissedebileceğim şarkıları keşfediyordum, youtube’den bir kaç şey bakarken gözüme bir şey takıldı, saçları güzel olan bir insan, evet o’ydu ya diyordum. aşık oldum beni tanımayan, hiç görmemiş bilmeyen bir insana. ota boka aşık mı oluyorum lan ben diye düşünmedim değil. ama öyle bir olay yokmuş, meraklanmayın. öyle ota boka aşık olacak kişiliksiz bir ahmak değilim arkadaşlar, tabi şarkıya baktım Russian red’idi, ses tonu, saçları sanki ona dokunuyormuşcasına hissediyordum, dinlediğim an bir sigara yaktım vay canına! dedim onu buradan hissettim! dedim içimde cidden onun fotoğraflarını görünce heyecan bastırıyordu şarkısını dinleyen 720 insandan biriydim. acaba 719’uda aşık olmuş mudur? Evet dedim kendi kendime. olmuştur amına koyım kızda bir eksi yok yani, e bu şarkıları kim yazırdı bu kıza? çok mu seviyordu? çok mu üzülüyordu? Bilemiyordum. ama olmuştu bir şeyler. sigara ağzımda hemen kapsamlı bir aramaya başladım. adı lourdes Hernandez idi ve benden yaklaşık  9 yaş büyüktü, aramızda koca bir 9 yıl vardı. bundan dolayı korkmadım aslında kafaya koymuştum bu işi yapacaktım, 2011 yazıda ispanya’ya gidecektim, anneannemler orada yaşıyorlardı ispayandan geçmişim vardı, kendimi anlatabilecek, ve anlayacak kadar ispanyolcaya sahiptim bunu bu yaşta sikseler yapamazdım küçükken bana verilen bir yetenekti, ailem hep yanımda türkçeden çok ispanyolca konuşurlardı, çalışılmış hareketler anlayacağınız anlayıp konuşabiliyordum ama yazma konusuna gelince sıkıntılar büyüktü yazmayı ve okumayı bilmiyordum. Aslında yazmak ve okumakta istemezdim konuşayım anlayayım yeter idi. Daha sonradan ispanya’ya geldik ailecek, ailem biraz largedir pek umursamazlardı beni ama içini yediklerini biliyordum, özgür yetiştirilmiştim, adımı boku bokuna koymadılar ya zaten, ayaklarımın üzerinde durmayı iyi öğrettiker, bu durumdan mutluydum, benim yaşımda olan insanlar kadar mız mız değildim ama yapacaklarımı hep yapardım, şuanda da öyleydi aslında. Mız mız olanlardan nefret ederim, çocuk ruhlarını siktiktilerimin, bi insanın çocukluktan çıkmasını durumunu nasıl anlardınız çok merak ediyorum? Yaşca büyüyerek mi . 17 yaşından 24 yaşına gelmek miydi sizin için o insanın çocuk olmadığını? Bence bu değildi kimileri var 24 yaşında ama hala çocuk, ne istediğini bilmeyen ortalarda aval aval dolaşan insanlarda çok gördüm, ama 17 yaşında olup hayatın ne olduğunu anlamış kavramış gerçekten iyi biliyor. Kendi hayatına ve dünya’ya bir şeyler kazandırmaya çalışıyor o yaşta. Değişiyiz biraz ya hatta o kadar değişiyiz ki tek bir fotoğfarları görüp KM’lerce yolları aşıyoruz. Bende olduğu gibi. İspanya’ya geldiğimde ilk hissettiğim şey onunla aynı memlekette yaşıyor olmamızın gülünç bir mutluluğu vardı. geldik eve direkt bir kağıda olan notlarımı açtım madrid’e gitmeliydim hemen. ama ilk önce  Daylin’e ulaşmam lazımdı, en son 8 yaşında hayal meyal hatırlıyordum. yüzünü çok az hatırlıyordum baba tarafının iskoç olduğunu biliyordum. küçük küçük cilleri vardı. kızıldı turuncu değil. değişik birisiydi o yaşta ailelerimiz tanışıyordu, onun ailesi benim annemi babamı tanırdı açıkçası baya baya tanışıyorlardı acaba hala oradalar mı diye sordum gidip anneanneye sonra evet yaşıyorlar dedi. Gülümsedim. Tekrardan tanışmam gerekiyordu. Bir geçmişimiz olabilir bir oyun parkında ama eminim ki tanımıyordur diye geçirdim. Evin içinde sigara içemiyordum hep dışarda içiyordum cimenlere yatıp yıldızlara bakardım, Taylan sen yorgun değil misin diye bir ses geldi camdan. Hayır dedim iyiyim böyle ben. ev iki katlıydı küçük bir bahcesi vardı, belli bir site halindeydi herkes bir birini tanır, sabahları bir birlerine günaydın derlerdi,  sigara içmeye devam ediyordum bir ses geldi sokaktan birisi Daylinlerin evinin önünde durdu araba 5 dakika kadar orada kaldı. kalacaktı çünkü Daylin’in bir sevgilisi vardı. bahcenin kapısından onu izliyordum sigara ağzdımda 😀 indi arabadan, arabanın kapısını kapatırken beni gördü, bir birimize bakıştık 4 saniye kadar sonra arkasını döndü ve evine girdi. ben sigaramı içmeye devam ettim acaba bu daylin miydi? Bu kadar büyük gösteriyor olamaz bence ablasıydı diye düşünmüyor değildim, düşündüm hunharca hemde 😀

eve girdim, evde kutlama yapıyorlardı, direkt odama çekildim ve yattım uyandım. o zamanlar erken uyuyan birisiydim, 9’da falan uyananıyordum ben. Geceyi tam olarak keşfedememiştim. uyandığımda yüzüme güzel bir güneş vuruyordu. hep o duyguyu sevmişimdir. ama bir şekilde daylinle tanışmalıyım diyordum içten içe. dolaşmaya çıktım bir cafe buldum. yaz ayı olmasına rağmen ispanya’da hala okullar açıktı. bitmek üzereydi ama bir yere oturdum insanlara bakınıyorum tak diye birisi oturdu karşıma;

-Sen acaba o çocuk musun dedi? direkt olarak.
+Anlayamadım?
– sen sen o musun?
+Ben kimim ki dedim?
+ Beni kimse benzetiyorsun dedim (gülerek).
-senin adını hatırlamaya çalışıyorum (gülerek)
 -garip bir ismın vardı sen o’sun
 +Taylan olabilir mi acaba hayır o değil 
 +Özgür mü? evet dedi sen o’sun   
  – Ben Daylin, Özgür hatırladın mı beni?
 + evet evet hatırladım (oysaki baştan beri biliyordum)
  -çok değişmissin emin olamadım dün gece sen olduğundan
 + insanlar çabuk değişiyor, bende senin sen olduğunu bilmiyordum. (BİLİYORDUM)
 – benim şimdi gitmem gerek, eve uğrayacağım, bize uğramanı istiyordum Annem seni çok merak ediyordur dedi.
 +gelebilirim evet 
-seninle iyi anlaşacağız gibi görünüyor, görüşürüz o halde

Kalkıp gitmişti, kulaklarını kulağına taktı ve kendi dünyasına doğru ilerlerdi ben ise etrafa bakınıyordum oyalanıcak bir şeyler bulmalıydım Daylinle biraz daha yakın olduktan sonra amacımı açıklamalıydım ona, tepkisini bilmiyordum. Korkmuyordum aslında tepkisinden ne diyebilirdi ki ” aaa özgür aklını kaçırmış olmalısın” diyebilirdi en fazla. hem belkide o da hayallerinin peşinden koşan bir insandı, olmaz mıydı. Olabilirdi. bilemiyorduk. Dıştan öyle bir kıza benzemiyordu. belkide kendini yansıtmıyordu. Direkt gelip masaya oturması peki? O neydi ya ben değilsem başkası olsaydı. ve çok çok iyi sohbet ettikten sonra bir yerelere içmeye gitseydi? bu kadar rahat olan bir kızla baş başaydım aslında, güldüm . gün bitiyordu güneşin en güzel zamanlarımı değerlendirmem gerekliydi. hemen bir bira söyledim, yanına domuz etli bir şeyler getirdi adam ikramımız dedi. Eyvallah dedim içimden 😀 eyvallahı ispanyolca’ya nasıl cevirebiliridm ki? içimde deli gibi Türklük varken böyle bir karmaşanını içinde kaldım. yedim tabikide. birayla cidden iyi gidiyor. daha sonradan güneşin batışını izlerken aklıma ‘biri geldi’ ilk aşık olduğum kız geldi adını ‘biri’ koyalım. çünkü o sadece benim gözümde ‘biri’ olarak kalacaktı. ama anılar, ve yaşanmışlıklar o
‘biri’yi birazda ileri sürüklüyordu. bir şarkı çaldı aslında o yüzden aklıma geldi o anda yoksa ‘biri’ neden aklıma gelsin ki? ilk aşık olduğum kızdı. ilk aşkımı bir orospu da yaşadım, aslında ‘biri’ öyle bir insan sayılabilirdi sonuç olarak kendi seçimini yapmıştı ama gözümde bir duygularıyla oyayan bir orospu olarak kalmıştı, ki zaten bu durum da onun için önemli değildi. Biri çok ağlayan bir insandı ‘biri’ yapmacıktı insanların yapmacık olduğunu çabuk anlamıştım ‘biri’den dolayı. ‘Biri’ beni bu hallere getiren insandı, ona çok borçluyum eğer ‘biri’ diye bir insan olmsaydı hayatımda. böyle iyi  bir insan olmayacaktım, yazdıklarımı keşfedemeyecektim. ‘iyi ki olmuşsun biri’

‘biri’yle tanışmamız twitter’dan oldu. o zaman twitter’da yeniydim. Tak diye biri çıktı karşıma, kendini iyi yansıtıyordu ‘biri’ bu beni etkilemeye yetmişti kedisi; kumral, mavi gözlü, küçük popolu, göbeği olmayan,sekse düşkün birisiydi, beni o hazırladı aslında hayata alıştırdı en kötü halleriyle. Bana facebook üzerinden ulaşmıştı ‘biri’ bir arkadaşlık isteğiniz var? kim? ‘biri’ydi kabul ettim hemen çabuk bi an heyecan bastı içimi. yazmalı mıydım. yoksa yazmamalı mıyıdm .ilk okuldan kalan (8. sınıftan) ağır başlı ol ve yazma o sana gelsin. sonra sen kovalarsın kafası vardı, aslında hala var, insanlara yazmam. neden yazayım ki kafası vardır? O neden yazdı kafası da vardır beni zaten en heyecandıran durum da bu idi. bana yazan insanlar her zaman beni bir şekilde yolunu bulup etkilemeyi başarıyorlardı. Ses geldi biri’den bir mesajnız var diye. ”merhabaa” demişti. evet lan yazdı işte amına koyim yazdı diye o duygu geldi aklıma o kadar çok sevinmiştim ki anlatamam, biri benden iki yaş büyüktü. benim 9. sınıfta olduğumu bilmiyordu galiba. bilse de sikinde değildi bence, sübyanda değildi biliyordum, onunla aynı olgunlukta olduğumuzu fark etmiş olmayıdı. Sadece benden önce davrandı. ben insanları bir süre takip edip, biçtikten sonra devam ediyorum emin olmak istiyorum. gelen geçene yazan bi tip değildim. ‘biri’ye konuşmaya başladık. ve çok iyi anlaşıyorduk sabahlara kadar konuşup sonra bir kaç saat uyuyup okullarımıza gidiyorduk. yaklaşık bir ay böyle sürdü. bir birimizi hiç görmeiştik, bunun bir önemi yoktu benim için, aşık olmuştum bir kere. aşık olmak güzeldi daima aşktan kaçmak istemişimdir bazen ama bazen çünkü eninde sonunda o aşkın güzelliklerini daha sonradan misli misli ödeceyeceğimi gayet iyi biliyordum, umursamıyordum ama. bu sefer hayır. Bu aşk denilen şeyi yaşayacaktım, bir tarafı güzellikse, kötü taraflarını da yaşamak istiyordum. ‘Biri’yle buluştuk beşiktaş’ta beşiktaş iskelesinden aldı beni. Bana o kadar sımsıkı sarıldı ki, onun içimde hissettim. Evet ya aşk buydu galiba kocaman kocaman sarılmaktı. ama değilmiş. yeniydim daha. aşık olmanın kavramını biliyordum ama hiç olmamıştım. değişik okudğum şeylerden biliyordum. aşkın bir büyü olduğuu biliyordum. ben bir büyünün içindeydim. ama içi boş olan bir büyüydü. oturup konuştuk. Telefonuna durmadan mesajlar geliyordu, banaa baakkk diye bağırıyordu telefon. ‘biri’nin telefon her titrediğide göz göze geliyorduk. benim telefonum fail. hiç bir şey yok. sarjı 14 gün gidebilirdi, azimliydi telefonum. o büyünün altında hep iyimserdim yaa arkadaşları yazmıştııır taylan saçmalama, başka kim olacak ki, ‘biri’yle yaklaşık 3 ay çıktık, güzel gecen 1,5, kötü gecen 1,5 ay vardı, ve kavgalı, sanki beni yanında bir yük olarak görüyormuş gibi davranıyordu. anlamaya çalışıyordum anlayamıyordum. insanlar neden hep böyledir. o kadar çok isterler ki seni, sende aldanırsın evet bu insan seni istiyor. sonradan heveslerini alıyorlar, bir köşerde hissediyorsun kendini, adeta temiz bir a4 kağıdına karanmış sonra buruşturulup çöp kutusuna atılmış gibi hissettiriyorlar? Bilemiyordum. Hevesti galia. küçük hevesler büyük tranvalara yol açıyordu. ilk 1,5 ay çok güzel geçti. evine davet etti. ailesi yoktu yurt dışındaydı ‘biri’nin, gelmek ister misin bize? yemek yaparım dedi. Aslında bunları benim söylemem gerekiyordu ama aşıktım. hiç aklımın ucuna bile gelmemişti aslında, beni kullanıyor muydu acaba? kullanıyordu bunun farkında olmazdı ki insan o kafayla, gözlerinin önüne bir perde iniyor insanın, o zaman güvenmeme gibi bir kavramım yoktu, herkese güvenebiliridim. buydum çocuktum.
onada güveniyordum onun daha önceden biriyle yatmış olma ihtimalini düşünmemiştim. bana bi şarap al gel dedi. aileme bir şey söylemedim. Telefonlarımı kapattım ulaşamadılar bir not bıraktım  ”eğer bana güveniyorsanız beni merak etmeyin geri geleceğim”. -Taylan. daha sonradan bindim vapura geçtim, evine ilk defa gidiyordum, odasına baktım. etrafı inceliyordum. sonra yüzüne baktım bir gülücük attım, beline sarıldım….

yemek yedik sonra şarap içtik, kustu haliyle tuvalete götürdüm kusturdum, bunu yaptım hiç iğrenmedim aslında aşık olduğumu bir kere daha anladım
 -biri tuvalete hadi kusturmam gerek seni?
+taylan beni o halde görmeni istemiyorum lüften yapma!
-saçamalama kızım ne olacak, iyi değilsin. böyle olmaz, götünle içtin için böyle oldu
 söz veriyorum gözlerimi kapatıcam dedim

saçlarınu tutup kusturmaya çalıştım ve yaptım da, sorna duşa soktum, gögsüün altında bir isim yazıyordu ”melih” diye. hassiktir ya bu ne dedim. ölen kardeşim dedi. hiç bilmiyordum oysaki bir kardeşini olduğunu hiç bahsetmemişti. iyi peki dedim açmadım olayları, ben pek aldırış etmeyen bir insandım. kahve yaptım ona. içirdim sonra kendine geldi saat gece 3’tü bir şey oldu bianlık sevişmeye başladık. e haliyle sonradan durumlar gittiği yere kadar gitti, küçük yatağında bir birimize sarıplıp uyumuştuk. kahvaltı yaptık. eve geldim haliyle ailem merak etmişti, bir şey demediler. tek bir soru sordu ‘neredeydin?’  ‘kız arkadaşımlaydım’ gülümseyip tamam dediler 🙂

bunun devamları geldi tabii, gerçekten sekse doymuyordu ‘biri’, yediğimiz içtiğimiz bir gidiyordu, yolların ortasında seviyorduk, insanlar bize fazlaca göz atarak gidiyorlardı. daha sonrada kötü dönemler denk geldi. hep  böyle olur ya her şey iyi gider tak araya sorunlar gelir. sonra aştığını sanarsın sonra tak yeniden çıkar ortaya. istemediğin bir yerde, çok hazırlıksız olduğun bir zamanda çıkar. demiştim ya ne kadar aşık olursanız, o kadar mutsuz olacaksınız ileride diye dememişte olabilirim ama diyim, biriyle aramız açılıyordu bir şeyler yapmaya çalıştıkca elimden kayıp gidiyir, bir insana ne kadar elinizde tutmak isterseiniz o kadar sıkar kendini, ve terk eder gider, sıkmayın. ‘biri’den bir gün mesaj geldi 

”Ben ayrılmak istiyorum.”

o an gözümün önüne geldi her şey, insan bunu nasıl yapardı ki? Bu cümleyi bir insanda, seni o kadar seven bir insana nasıl kurabilirdi ki? Ellerim benim gitmezdi. cevap veremedim .Yıkıldım. koca bir yıkıntınını içindeydim. çok içtim, çok sigara içtim. mesaja bakıp bakıp duruyordum. ama cevap verememiyordum sonrada düşündüm bir insana verebilecek en büyük cevap; cevap vermemektir diye. ve haklı çıkmıştım cezalandırmak istediğim insanlara cevap vermiyordum. bir hafta geçti bana 1 ay gibi geldi. gerçekleri öğrenicektim kafamda neden neden diye sorulara bir cevap bulacaktım. bir an bir şey oldu, ‘biri’ melih diye birisine mention atmıştı. güldüm 😀 ne siktiler seni be taylan diye içerlendim. biliyordum o gögsünün altında olan ‘melih’ o idi. evet yanılmamıştım! oydu o, ‘biri’yle fotoğrafı vardı. bir birlerine sarılırken üstelik. bi an gülerken bir sessizlik çöktü içime. Evet mutsuzluk buydu. o duyguya hoş geldin taylan diye. kalbimin içinden. Bu durumda ne yapmalıydım siktir et, görmemezlikten gelerek mi davranmalıyıdım? yoksa acılarımın üstüne mi gitmeliyidim bu ikilemde kalacak biriydim bi kere o zaman. Acılarımın üstüne gitmeyi seçtim. Pişman olmadım. Her dakika aklıma gelen anıları silmek istemedim, yırtmadım, resimlerimizi silmedim. Kaldı. kalcaktırda, o kız bana mutluluğu da yaşattıysa, mutsuzluğuda yaştacaktı hep böyle değil midir zaten bana söyleyim mutlu biten bir ilişki var mıdır? diye. Buna o zamanlar var diyebilecek bir insandım.

kendimi kendimle bırakmaya karar verdim, onlar o an mutluyken, ben mutsuzdum. Neden mutsuzdum? duygularımın peşinden gittim diye mi? onlar neden mutluydu. biri beni hiç sevmemiş miydi? hepsinin cevabı vardı. o güzel duyguları hiç eden bir biri vardı gözümde artık. insalar güzel duyguları yemek için varlar bence, karşıdakine hiç sunmuyorlar. kendi çıkarları üzerine benle oldu, onu unutmak için yaptı ama yapamadı. bir insan neden unutmak için böyle bir şey yapar ki, yapmaayın. üzülüyorlar. bana çok şey kazandırmıştı aslında büyük bir deneyim, orospu yaşanan bir aşk. sonrasından gelen mutsuzluk. Aslında yaşamak istemdiğim bütün şeyleri yaşamak zorunda kaldım tek başıma. yapayalnız. insanlara gidip anlatamıyorsun. Anlattığın taktirde evet evet diyip başından savuruyorlar. tek olduğunu bir kez daha hatırlamıştım. Teksin be Taylan. kendi kendine başa çıkacaksın bu durumlarla. ‘Terk edilmiştim biri tarafındna anlayacakğınız’ güven duygumu kaybetmiştim

Hayata bir sıfır başlamak geriden başlamak.

insanlara olan güvenini kaybettiğin zaman hayatta çok savruluyor insan, bir insana güvenenemek insanın en acınası bir durumudur, kaybetmiştim kazanamayacaktım. paranoya birisi olarak yaşayacaktım galiba hayatmının sonuna dek. bir insan insanın hayatını böyle değiştiriyor işte. tek bir insan tüm bir hayat. üzüntülerim birikiyordu. tutanmayacaktım benim için büyük bir tranvaydı. 1 ay geçti, 2 ay, 3 ay. onlar hala birliktelerdi. bende dibinde dibi olacak bir durumdaydım, insanlardan kaçıyordum durmadan yazıyordum. yazarak kendimi anlatıyordum. sonra yazdıklarım bittikten sonra okuyup sigara içiyorum, sonra tekrar içiyorum. şarkı açıyorum geçmiyordu. eğer birisini unutmak için biri olmalıydı diyordum dayanamıyorum. o zaman bazı şeylerin farkına varıyordum, insanları üzebilmektende korkmuyordum. Bende yapacaktım. insanlar vardı cevremde bir yeşil ışık yakıyordum, geliyordu kızlar. hiç sevmiyorudm aklım ‘biri’deydi. Ama biri mutluydu, bende olmak istiyordum sanki bir kuyudaydım simsiyah oradan çıkmak istiyordum. beni kurtaran kişi çıktı karşıma.
insanlara ne kadar umursamaz davranırsanız, size o kadar çok geliyordu onu fark ettmiştim bu kızda. ne kadar terslesem o kadar çok geliyordu acımasızdım o zamanlar bir bok bilmiyorum ki, kendimle uğraşıyordum aslında insanlar pek sikimde değildi. bencilldim. kendimi bir insan sayesine, daha doğrusu onu kullanarak kendimi iyileştirmeye çalışıyordum, bence o da bunun farkndaydı biliyordu. hayal kuruyordu insanlar, ulaşamadıkları insanlara hani? O durum. Zor insandan bendim bu sefer. o kız için. ama  ş durumda bende kolay insan içindim ‘biri’ için. Melih ulaşılmazdı ‘zor’du cünkü biri o duyguyu biliyordu benden önce keşfetmişti. ‘biri’ aklıllıydı.

bu sefer o kızı evime ben davet ettim. onun adı da kimi olsun. kimi; ağır başlı, kumral, zengin, harika giyinen birisiydi, ben lucky skrite içerken o marlboro içiyordu. bazen param olmuyordu bana para veriyordu. onun gittiği takıldığı yerlerde çok olamıyordum ailemin bütçesi vardı ama limiti aşamıyordum haftada 150 lira harcıyordum daha fazlası yoktu. ama o tek bir gecede harcaya biliyordu, bana kazaklar alır, atkılar alırdı, çok severdi o böyle şeyleri benim bedenimde kokmasın istediği parfümler alırdı öyle birisiydi kimi. bu sefer olaylar tam tersiydi. ben davet ediyordum, evime ben sevmiyordum, ben ona şarap aldırıyordum. Hayatın ilginçliği o zaman geldi aklıma. sevebilir miyim ben kimiyi? Hayır sevemezsin neden? çünkü sen biriyi seviyorsun taylan. biliyoruz amına koyayım oluyordu. kalben buna hayır, bedenen evet. güzel bir kızdı, ‘biri’den daha güzeldi ama güzelliğin pekte önemli olduğunu o zaman anladım, kimi’ye gören birisi bir kere daha arkasına bakardı. kıskanmıyordum bi kere, sahiplenemiyordum. ama o bunun farkında bile değil, zorumdur ya ben. beni elde etmek için bana hayır demezdi. her şey yapardı.

Tekrar hayata geri dönmemeye başlıyordum, bir gün uyandığımda artık ‘biri’yi unutmuştum, lan unuttummmm diye seviniyordum ve evet unutmulştum sikimde değildi. gözümün önünde sikseler sesimi çıkarmazdım. Siksinler amına koyim hak ediyor der yoluma devam ederdim. buna bir gecede nasıl bürünmüştüm bilmiyordum ama hafiflemiştim

Biri bitti.

‘kimi’yledim hala yaklaşık 4 ay geçmişti o mutluyduk sanıyordu,  olaylar hiç öyle değildi aslında bakarsanız.
kimi’yi çok kullandığımın farkına vardım. evet insanlar böyle yapıyordu dimi? ‘biri’sini unutmak için başka bir insanla yapıyordu, sonra onu da üzüyordu, acılarıma giderek korkmuyor olan taylandı burada hatalı olan. korkmuştu yüzleşemiyordu. Daha hazır değildi. bu sefer kolaya kaçmıştı taylan. ‘kimi’den artık bırakmam lazımdı olmuyordu onunla buluştuğumda gülerek geldiğinde, bi’ an onun ağlayabileceği ihtimalini düşünüyordum. çok korkunçtu kendimden büyük şeylerele savaşmaya çalışırken başıma daha da büyük işer açmıştım, ‘kimi’ çok mutluydu arkadaşlar. mantıklı bir şeyler yürütmem gerekiyordu ben o kıza o mesajı atamazdım. ellerim gitmezdi ben ayrılmak istiyorum diyemezdim. bütün roller değişmişti ve ben rolümü nasıl oynayacağımı bilmiyordum. Telaşlıydım, terliyordum. Bir yandan da kendimi çok iyi hissediyordum kimi bana bir aşık olmuşken ben ona bunu nasıl yapabilirdim ki? Sevmediğim bir insanıa sevmeye çalışmak daha da kötü olurdu ileride kötü olcaktı.
bir şeyler bulmuştum, üzmeyecektim, çok az üzecektim. biraz olacaktı onu en az biçimde etkilemek istemiyordum,ama bunu ben itemsiz bir şekilde başarmıştım. İstemediğim bütün şeyler oldu, istediğim hiç bir şey olmadı.  kimi’ye;

 -şuan ayrılmamız gerekiyor kimi.
 -ben iyi değilim, seni kollayamam kimi. biraz toparlamamma izin verir misin?
 
iyi değildi gözleri düşmüştü. tüyleri diken diken olduğunu görüyordum. bir  birimize bakıyorduk. değişik bir sesle;

+Bu ne demek taylan?

– kimi benim için önemlisin seninle bir anlaşma yapmak istiyorum. Hayır demek yok, ağamak yok? (daha da kötü olmuştu iliklerine kadar hissediyordum),onun kötü oluşu beni de kötü yaptı, çantasını açtı, sigara paketini gördüm, gözleri doluyordu. insanlar sanki bizim ayrılıcağımızı biliyordu, kulakları bizim üzerimizde gibi hissediyordum. sigarasını yaktı, derin bir nefes aldı verdi sigara dumanıyla;

+Neymiş o?

-Ben seninle biraz aslında uzun bir zaman ayrı kalmak istiyorum. beni beklemeyeceğini biliyorum. ama şuan gerçekten kötüyüm, senin gözlerine bakarak o mutluluğu hissedemeyecek kadar kötüyüm, yalnız olmam gerekiyor kimi, yalnız. tek başıma.

kimi artık ağlıyordu, sigarasını kül tablasına koydu. bana bakarak ağlıyordu; bu kadar güzel bir kızı nasıl ağlatmıştım ben. Ben dünyanın en büyük şerefsiz bir insanı olarak hissediyordum gözlerine bakınca. Kimiyi ilk defa böyle görüyordum 4 ay sonra ilk defa. buna ben yol açmıştım vicdan azabından ölebilirdim oracıkta.

+Sen var ya sen, hayatın boyunca böyle olacaktsın taylan, biliyordum böyle olacağını biliyordum, bazı şeylerin amına koymakta üsüne yok taylan. (sesli bir şekilde)

sigarasını içmeye devam etti, gözlerini sildi göz makyajı bozulmuştu, söyleyemiyordum farkındaydı bunun. ellerini ovuşturduğunda o siyah makyaj lekesini görebiliyordu. Ama umursamıyordu, kimi neden umursamıyordu? Cünkü çok seviyordu. büyük bir parça kaybetmek üzeriydi, ve ellerinden yok olup gidecekti. bunun farkına, benim yaptığım hareketlerden anlıyordu. Ve be bir cuval inciri berbat etmiştim. yaklaşık 45 dakika önce çok mutluydu, şimdi ise mutsuz. buna tek bir insanın gerçekten yapabileceğini bir kere daha hissetmiştim. rollerim kötüydü ben ‘biri’ydim  ‘kimi’ ise bendi, belkide kimi bu yazıyı okuyacaktır, veya o kadar kopmuşsuzdur ki bir araya hiç gelmemişizdir, okuduğu zaman biliyorum kendini kötü hissedecektir, ama hissetmesin. kimi benim için önemliydi, kimi benim hayata gerçekten kazandıran insandı, kimi benim annemdi, kimi benim arkadaşımdı, kimi benim sevgilimdi;

-özür dilemeyeceğim, özür dilemek bir erdem değildi, beni affetmeyeeksin biliyorum Kimi ama sana bir gün olduğunda o gün buluşacağız. 2 mayıs 2012’de kadıköy/moda’da buluşacağız. bana sadece bu an için söz vermenini istiyorum kimi? 

+Tamam Taylan.

 ayaklandı, ayakları benle kalmak istiyordu hissediyordum, hiç gitmek istemiyordu. ama yaptı;
 

+Ayağa kalkar mısın? gözlerimin içine baktı ilk buluştuğumuzda bana sarıldığı gibi, hiç bırakamyacak gibi sarıldı. bir kere daha baktı. dudağımdam öptü ve gitti

kimi artık yoktu, gidiyordu yürüyordu, bende onun arkasında bakarak omuzlarının ne kadar güzel olduğunu düşünüyordum. kokusu geldi aklıma, bazen onun kokusunu alıyorum gibi, gecenlerde yine olmuştu. ama kimi yoktu, kimi acaba trende ağlamış mıydı? Ağlamamıştır eve gidince hüngür hüngür ağlamıştır belkide, istediklerimi yapamıştım belkide o da ders almıştır. ” çok isteyince olmayacağını” artık biliyordur.
Kimi bana çok şey kazandırdı. Bende kimi’ye kazandırmışımdır biliyorum. o gün geldiğinde toparlamıştım herşeyi gerçekten sevebilirdim aşık olabilirdim. onun arasından insanlar geçti geçmedi değil ama onlar takıldığımızın farkındaydılar. biliyorduk takıldığımızı ona göre hareket ediyorduk. Hayatım çabuk giren, çabuk insanlarla doldu taştı, artık müdahale edemez hale geldim. böyle böyle eğlendik güldük. takıldık, seviştik, sokaklarda içtik. insanları tanıyordum yavaş yavaş, onları keşfediyordum. BÜYÜYORDUM. iki insan bana çok şey kazandırdı, hepisini kaybettim ama bunlar hayatmın duygusal olarak temel atmışlardı. Artık üstlerini benim bile tanımadığım insanlarla doldurucaktı oldu da,

 
ama giden gitmişti kimiyle 2 mayıs 2012’de moda’da buluşamamıştık, ben gittim. O yoktu. doğum günümdu o gün benim. saat 2’de orada olacaktık, tam ikide orada olmuştum. o zaman gidilen şeylerin bir daha geri gelmeyeceğini, bir daha olmayacağını daha iyi kavramıştım. Hayat dersleriydi bunlar benim için.
Bazı şeylere tek olmaya adadım kendimi, arkadaşlarım oldukça fazlaydı, ama ben doğum günümü o gün yalnız kutlamak istiyordum. 364 gün yanında olmayan insanların tek bir günde yanında olması garip bir duyguydu hissediyordum. Yapmacıklardı ‘iyiki doğdun Taylan” ”oo mutlu yıllar kardeşim” sonra uzun uzun mesaj atanlar vardı. Okumuyordum bile cünkü 364 gün yanımda olmayan bir insan o kadar şeyi hissedemezdi. biliyordum. akıllanmıştım. Neyin ne olduğunu biliyordum.

 

moda’dan kadıköy barlar sokağına doğru gitmeye başladım, saat 6’idi telefonumu yine kapattım. bir mekan vardı Taksimde oraya gidecektim, sahte kimliğim yanımdaydı. bugün tek başıma nasıl eğlenirlir onu görecektim. merakla bekliyordum aslında. vapurdaydım, koop koop blues island dinliyorum. bir kere daha hayallere kapalıyorum, Taylanın hayalleri ne olabilir ki aslında? Basitti. Huzurdu. yorgunluğunu atmaya çalışıyordu. Çok yorulmuştu tek istediği şey biraz huzur, onu arıyordu istanbul’da. artık 17 yaşındaydım. taksime çıktım. her türden insanlar vardı, istiklal caddesi hınca hınctı. insanlar bir birine çarparak gidiyordu, kimse arkasına dönmüyordu kimse kime çarptığını bilmiyordu. ama ilerliyordu. ilerlemeye devam ediyordu. saat 8’idi gelmişti. mekanın kapısının önünde geldiğimde yaş tutuyor mu?  evet. tutuyor .02.05. 1993 görünüyordu, demek doğum günün bugün dedi adam gülümseyerek, evet dedim tek misin? evet.neden tek olmak istiyorsun? iyi günün bugün senin ama?  tek olmak istiyorum abi ya, hadi bakalım diyerekten gönderdi. mekana girdiğimde insanlar içiyordu deliler gibi, buradan normal çıkmayacağımı biliyordum. birileri lazımdı bana, beni anlayabilecek etrafa göz attım, pek görünürde bir şey yoktu, güzel bir yere geçtim. oturdum mekan biraz; 1960’ların ve 1970’lerin soft müziklerini çalıyordu, insan oraya geldğinde kendini iyi hissdiyordu. Hayatım boyucna hiç bir sevgilimi götürmedim oraya, hep yalnız gitmişimdir. cünkü paylaşmak istemem. Bir bira söyledim tak diye geldi. oturdum içtim 1 geldi, 2 geldi 4 geldi 5’te durakladım  düşündüm orada yalnız başıma oturan tek vardım. insanlar bakıyordu bana, bakmıyor değildi bir yerde bi şekilde ilgi çekiyordum bu saçma ilgi çekmelerime hiç anlam veremiyordum. Çok yakışıklı bir insan değildim, sıradan bir adam sayılabilirdim. bir noktadan sonra başımın döndüğünü hissettim ve sigaraya çok abanmıştım, saat 10’a geliyordu haftaiçiydi kimse yok. ailem beni arkadaşlarımla kutlayacağımı ve onlarda eğleniceğimizi biliyordu, bana güvenleri tamdı, güvenme duygusunu tekrardan kazandığımı hissettim. ve ben bu gece sabahlayacaktım biri geldi sigara içerken çakmağıızı alabilir miyim dedi? esmerdi 20 yaşında var  ya yoktu, cicekli bir bluz vardı üstünde, yaktı bana biraz baktı gitti. garip karşıladım, insan bi teşekkür eder dimi amına koyim diye içimden geçirdim, biraz gitti ve geri döndü yürüyemiyordu, arkadaşları bize bakıyordu kendimi bozmadım 6 kişinin bana baktığını pek umursamadım, ama bakıyorlardı orospu cocukları…..

Yürüyerek tekrar bana geldi kulağıma doğru yaklaştı ve dedi ki;

-ne düşündüğünü biliyorum. ”Benim küçük bi orospu olduğumu düşünüyorsun”

+hayır ama garip geldi 7 kişisınız ve 7 kişide bir çakmak olmaması açıkcası biraz ironiydi Öyle değil miydi?  (Güldü)

+açık konuşayım mı? ismin nedir?

+Taylan, evet seni dinliyorum (gülerek)

+ sen sormasan da ismim Dilara (güldü)
 oradaki insanlardan sıkıldım taylan, canımı cok sıktılar, saçma sapan konulardan konuşup beni cıldırtmayı başarıyorlardı

-neden bu kadar çoksunuz?

+Neden bu kadar yalnızsın?
 
-bilmiyorum, bugün böyle olmsaını istediğimden doğum gününümü tek kutlamak istediğimdendir belkide.

+ beni eğlendirmeye getirdiler arkadaşlarım hepsi aslında, biraz moralim bozuk

– neden bozuk? Çok mu üzdüler seni?

+aslında evet, üzdüler, insanlar hep üzer be taylaann, ben birazdan geleceğim tamam mı? Buradasın değil mi bir telefon konuşması yapmam lazımdı.

peki diyip devam ettim ,etrafıma meraklı bakışlarımla göz atmaya başlıyordum, 6 kişilik gruba bakıyordum üniversite okudukları belliydi ya hazırlık yada 1. sınıftı bence okullardan bahsediyolardı, umursamadım döndüm önüme. o kadar zorlukları atlattıktan sonra keyfim yerine gelmişti iyiydim abi, mutlu hissediyordum kendimi, ama mutlu olmak adeta benim için küçük bir süprizdi, anlıktı. alkolün etkisiydi diye düşünüyorudm, alkol olunca dünyanın en mutlu insanı, alkol yokken sıradan oluyordum. bu duruma ben yol açmıştım? kendimi bu topraklı yola ben sürüklemiştim aslında biraz da olsa mutluluk duyuyordum birazcık mazojist hissetmiyor değildim duygusal olarak kendime geliyordum. bunu iliklerime kadar  hissediyordum. bi an  şarkı kesildi, herkes sessizliğiyle kaldı. hemen arkasından kahkahalar arkadan gelmeye devam ediyordum eve hemen arkasından ışıklar gitti;

“İYİKİ DOĞDUN TAYLAAAN, İYİ Kİ DOĞDUN TAYLAAAN ” demeye başladı Dilara, ve arkasından barmen, daha sonra mekanda olan 15 kişi birlikte söylemeye başladılar, evet bu değişikti hiç tanımadığın insanların iyi ki doğmuş ya bu çocuk demeleri iyi hissettirdi bana mesaj atan yapmacıklar gibi değillerdi, yaklaşık 3 dakika önce ismimi bilmeyen insanlar doğum günümü kutluyorlardı, biralarını tokuşturdular, saat 10’du bir pasta yoktu, küçük bir bakkaldan alınmış büyük yaş kekti, bu önemli değildi. Dilaranın bunu düşünmesi şaşırttı, insanlar şaşşırtıyor bizleri aslında, bizim aklımızın ucundan bile geçmeyen şeyleri yapıyorlardı, cünkü onlar bizim gibi düşünmüyordu herkes farklı düşünüyordu. üfledim mumu. alkışladılar birazcık daha bakışlar üstümdeydi, sonra dilara oturdu yanıma;

+şimdi nasıl hissediyorsun Taylan kendini?

– aslında bir kere daha insanların beni şaşırttığını, ve heyecandırdıklarını hissettim.

+ bunu yapma ihtiyacı duydum , yoksa yapmazadım. Pasta bulmak isterdim ama koca istiklalde adam gibi bir pastahane bulamadım, üzgünüm. bunla yetiniceksin artık (Gülerek söyledi)

– bu bile beni mutlu etmeye yetti Dilara, çok teşekkür ederim. (biramı yudumladım)

Barmen geldi  yanımıza kesmemizi ister misin? dedi Hayır istemiyorum teşekkür ederim o zaman ben yiyebilirimm eheheh diye güldü. açtı muhtemelen 12 saattir buradaydı, öğlen yediği yemekle duruyordu. insanlara alkol vererek onlara güzel şarkılar açarak, onları kendilerine getirmeye ve bi an da olsa hayattın güzelliklerini gördürmeye çalışıyordu Barmen.

iyi birisiydi barmen.

o zaman doğum gününün şerefine bir kaç biranı hedeyemiz olsun dedi. Durur muyum teşekkür ederim dedim gerek yok. Dilara ise sigarasını içerken dikkatlice bize bakıyordu. barmen; hayır Taylan bugün doğum günün senin. Benden bende. dedi ve gitti. O sırada  Dilaranın iyi birisi olduğunu görebiliyordum, kendini düşünmüyordu ama etrafındaki hatta 1 saaat kadar önce tanımayan insanı biraz da olsun mutlu eden birisiydi. insanlardan da aynı tepkiyi görmek istiyordu? Dilara neden yaptı böyle bir şey? Dilara yapmak durumunda değildi? Veya dilara neden geldi yanıma? Tanışmak mıydı acaba çok mu monotondu hayatı biraz değişiklik mi istiyordu. Yüzünden okunamıyordu sadece tahminler yürütebiliyordum ama emin olduğum bir şey varsa dilaranının iyi birisi oluşuyordu. Dilaranın iç dünyası beni etkilemeye yetiyordu tahminlerim beni etkiliyord ya böyle ise? diye diye. ama dilara napacaktı ki beni. Değişik biri olduğum için geldi yanıma bence. başka bir şey yoktu. şuan bunları düşünmekte pek önemli değildi. my morning jacket çalıyordu sanki evet bunlar da benim hediyelerimdi bu şarkılar benim hediyelerim diye içimden geçiriyordum. Şarkılar karşıdaki insana çok şey hissettirir, insanın bi şarkıdan etkilenmesi ve o kişiye adaması çok kısa sürer. Dilara’da da öyle oldu. mesela o şarkıda hep Dilarayı hatırlarım, Dilara’da beni hatırlar. şarkıların bu kadar güçlü kuvvette olması Tanrnın en büyük lütfuydu benim için. Şarkılar bir insnaı aşık edebilir. bir insanı unutturabilir, bir insanı tekrarda hatırlatabilir. işte bunlar şarkıların güzellikleri, şarkılar size hayal kurdurur; kurarsınız da o şarkıyı oraya sığdırırsınız arkaplanınızdır o şarkı sizindir başka kimseninin değil, en azından öyle düşünürsünüz. o yüzden insanların çok dinlediği şarkıları hiç bir zaman dinlemem, kıskançımdır o konuda ben bu şarkıyla bu hayali kuruyorum, ya bunu başka dinleye kişi ne kuruyordu….. olmazdı bu benim için. güzel insanlarıma paylaşırım, benim güzel insanlarımda var yok değil.

Dilara düşünüyordu, cama baktı ve düşünüyordu şarkı hala çalışıyordu bitmiş değildi. gözlerini bi şekilde kendi gözlerime çekmeye başladım. evet o da bunu yaptı. dilara yorulmuştu. çok yorulmuştu biraz daha hissetmiştim. Aslında dilarayı biraz açıklamak gerekirse; alkollü araba kullanıcak kadar cılgın birisiydi, alfa-romeo’su vardı, kapısınının anahatarı ve arabasının anahtarı masanın üstünde duruyordu, ayıcıklı bir anahtarlığı vardı. istediklerini elde etmişti. Ben hala ulaşım aracı olarak yürümeyi tercih etmek zorunda kalırken, dilaranın böyle bir derdi yoktu. Bir  birimize bakmaya devam ettik. ee hadi o zaman biralarımızı kaldırdık ve taylan şerefine diye tokuşturduk. içtik içtik ve içtik saaat 12 oluyordu bile, dilarayla o kadar çok konuşuyorduk ki anlatacak o kadar şeyimiz vardı ki; bitmiyordu sabha kadar gidebilirdi, insanları, daha doğrusu dilara gibi olan insanları dinlemeyi çok iyi bilirim, göz bebeklerinin içine öyle bi bakarım ki, gülümseyerek, kafa sallıyarak, hiç kesmem sözlerini, öyle bir anlatır ki insan, öyle bir güvenir ki karşındaki insana içindeki herşeyi masaların üzerine serer.

dilara boşluktaydı bunu hissetmiştim. O yüzden böyleydi. belkide ben nasıl yalnız olmayı biraz da olsa istiyorsam, dibinde dibinini görerek asıl  mutluluğa kavuşmaya çalışıyorsam dilara’da bu şekilde yapıyordu. Mutsuz değildi, mutlu değildi ama bu daha kötüydü. Boşluk daha acımasızdır daha da içine çeker insanı. acımasızdı. Dilaranın durumu benden daha kötüydü. Dilara insanlara karşı nasıl davranıcağını bilmiyordu. duygusal olarak, onu çok seveni çok sevemiyordu, o yüzden hep bir boşluk içindeydi dilara. ama iyi biriydi iyi. fazlasıyla iyi. saf değildi. çok akıllı da değildi, ama kendine yetecek kadar her şeyin farkında olan birisiydi

biraz daha içtik ve artık, baya abarttım ben, saçmalayarak konuşuyorduk saat geçiyordu dilaranın arkadaşları geldi. biz kaçıyoruz dedi sen gelmeyecek misin bizimle dediler? bana baktı, arkadaşlarına hayır ben gelmeyeceğim dedi, arkadaşları da bana baktı, e iyi sen bilirsin dikkatli ol dedi. Kendimi kötü hissettim o anda kötü biri miydim, ki dikkatli ol dedi? başka bir arkadaşı olsa dikkat et demezlerdi bunu biliyordum. gülerek geçiştirdi Dilara; hadi şu biraları bitirelim de kalkalım.

Nereye gideceğiz ki?

Bende bilmiyorum dedi.

kalktık, hesabı ödedik. yürüdük, arabasını aramaya koyulduk beyoğlunun dar sokaklarında, arabasının nerede olduğunu bilmiyordu, hatırlamaya çalışıyordu ama yok, yaklaşık 20 dakika arabayı aradık, ve sonunda bulmuştuk beyaz alfa-romeo’yu, oturduk arabaya girmeden birer sigara yaktık, arabasında  insan sigara nasıl içirtmez anlamıyordum, daha sonra araba kullanmayı biliyor musun dedi? Tabikide biliyorum al o zaman sen kullan başım çok kötü dönüyor dedi. işin garip tarafı yaklaşık 4 saat önce tanımadığım birisinin arabasını kullanıyordum. yanımda yarı baygın yatıyordu. nereden nereye. eğlenceliydi aslında, bi an benim bu kızla bir ilişkim var galiba diye sayıklıyordum, bakıp bakıp bir birimize gülüyorduk, kontağa soktum anahtarı ve yavaştan gittim, nereye gittiğimizi bilmiyorduk, mecidiyeköye doğru gidiyorduk aslında kendimi metrobüse bırakıp oradan eve gitmeyi planıyordum, sonra güzel bir uyku çekmeyi planlıyordum. Dilara; yolun yanında duran travestilere laf atıyordu, “seni siken de mi var laaan diye. ” o yüzden hızlı kullanmaya karar verdim, ilgi çekmemeliydik ama bunu dilaraya’da söyleyemiyordum. Dilara çılgındı aslında, mülayim değildi, Mecidiyeköy tabelesini gördü nereye gidiyoruz biz taylan, metrobüs durağına gideceğim dedim karşıda oturuyorum ben, saçmalama bize gidiyoruz. abimin odasını sana veririm yurtdışında o dedi. Abisiyle kalıyordu şuan için tek yaşıyordu, hayat ona güzeldi aslında insan evinde tek yaşaması kadar güzel bir şey var mıydı? Yoktu bence. 25 dakika sonra geldik. evde güzel bir koku vardı, her evin bir duvarlara sinen bir kokusu vardı, dilaranın evi çok güzel kokuyordu. Yakınlaşmayacaktır istemiyordum cünkü, uyumak istiyordum. yarında güzel bir kahvaltı, üstünü değiştirdi mutfakta kahve yapmaya koyuldu…

Ben o sırada uyumuşum, sabah gözlerimi açtığımda üstümde bir battaniye ve farklı bi tshirt vardı, ”hassiktir lan uyudum olm ben bir şey yok sakin ol. telaş yapma”  üstümü değiştirmişti rahat uyumam için sonradan anladım, hemen giyindim uyandığım zaman uyuyamıyordum, ağzım alkolden uyuşmuştu, apar topar giyiniyordum. Bir kağıt bir kalem buldum bir yerlerden. ” bana yaşattığın güzel saatler için sana çok teşekkür ediyorum bu kadar güzel sohbet edebilen biri görmemiştim, şimdi gitmemem gerek, belki yine konuşuruz  0535******* ” diye bir not bırakıp gittim insan nerede nasıl gideceği konusunda hiç bir fikrinin olmadığı zaman içinden hangi yöne gitmek isterse doğru yere gittğini farz eder. ama hep yanlış yoldur o yol, o yüzden hissettiklerimin tam tersini yapıyordum ve doğru yol her zaman hep orası çıkıyordu, hiç şaşmadı, şaşsaydı belkide başka şeyler olacaktı. Bir kahvaltı yapacağım yer buldum hemen gömüldüm, çay ve birazda kahvaltılık bir şeyler atıştırdım sonra sabah ki ilk sigaramı yaktım, bu ilkler her zaman bir değişik şeyler uyandırır insanda,  ilk aşık olmalar, ilk kez biriyle uyuma, biriyle yatma vs sabah ki ilkimi sigarayla yaptım, derin nefesler alıyordum. kalbimi hissediyordum. bi an gözüme çöp toplayan küçük bir çocuk kesili verdi. ona baktım yüzüne baktım, yanımdaki insanlara baktım onlar orada bir şeylerini paylaşarak gülerken o cöp toplayan cocuğa bakmaya devam ettim. vicdanım sızladı toplum arasında görmezden gelinen bir çocuk vardı orada. kimse görmüyordu onu, umursamıyordu, neden böyle bir şey yapıyorlardı? O küçük ellerini çöplerin içine koydukları için mi? veya çok kirli olduğu için miydi? plastik şişelerini toplarken bize baktığını görüyordum, gözlerini hemen çekiyordu, korkuyordu anlaşılan. onun bir suçu yoktu aslında, başkalarının şucu onun üzerinde yığılmıştı, o çekiyordu bu durumu toplum arasından görmemezliğe mahküm olmak kim isterdi ki? pis pis bakışlara mağruz kalmayı kim isterdi? Hiç kimse. hiç birimiz istemezdik. Tanrının adeletine bir kere daha yanlış olduğunu görüyordum, onun yaşındaki çocuklar oyuncaklarıyla, veya pc başında oyun oynarken, o burada küçük elleriyle çöp topluyordu. adalet bu olmamalıydı ütopya’da yoktu böyle şeyler. elimi kaldırdım gördü; Gel bakalım dedim yanıma, 

-Buyur abi?

+gel otur bakalım dedim. (insanlar bize garip bir şekilde bakıyordu)

+ bir şeyler yemek ister misin dedim? (yerde para buldum bari seninle harcıyalım dedim birazda olsa gururunu incitmek istemedim)
 gülerek;

Tamam abii şanslısın dedi
güldüm birinin bana şanslı dediğini duydum, ama değildim. para benim paramdı şanslılık, şansızlık kavramı o’ydu onun için.

+Adın ne?

– muharrem
 
+Taylan benim ki de dedim ve ne yemek istersin menüye bak dedim

mutluluğu gözünden belli oluyordu muharrem’in gününün en güzel zamanı bu zaman olacaktı belkide onun için,

garson geldi;

-Ben iki porsiyon su böreği istiyorum, yanında büyük bir limonata.

garson; tabi efendim diyip gitti.

muharreme belkide birisi insan muamelesi yapıyordu şuan, para’nın gücü buydu belkide insana neler yaptırıyordu, muharrem bana bakıyordu beni inceliyordu eminim neden böyle bir şey yaptı ki bu diye düşünüyordur? açıklama ona yeterli gelmemişti, sigara içiyordu muharem de 12 yaşında vardı yoktu kardeşim deniz kadardı, kardeşimin gözümün önüne geldi daha da üzüldüm sigarama baktı, sigara içiyordu sordum sigara içiyor musun diye evet dedi. neden içiyorsun dediğimde alıştırdılar dedi. kötü ortamlardan geldiği belliydi, istanbul küçük yaşta hırpalamaya başlamıştı muharrem’i sigaran yoksa al iç. aldı, cebinden kibriti çıkardı yaktı içti; kendimi büyük bir karmaşanın içinde bulmuştum dün hiç tanımadığım bir insanlaydım, yeri vakti yerinde paralarını eğlenmeye harcıyorken, (bende dahilim buna)  diğer bir insan da insani ihtiyaçlarını zor sağlıyordu, aslında onun sorunlarını görünce benimkiler saçma geliyordu bi an için. bende olabilirdim o cocuğun yerinde, insanlar beni de böyle yargılayabilirdim, ama benim yanımda beni şanslı hissediricek insanlar olmadığını fark ettim. yoktu cünkü. yalnızdım.

 

muharrem sigarasını bitirdi ve yemeği geldi durmadan arkasına bakıyordu, içinde pet şise dolu arabasına bakıyordu, o onun bugün ki ekmek parasıydı. onun yiyişini izliyordum çok güzel yiyordu ama, toplum yüzünden görmezden gelindiğini biliyordu çatal bıcak kullanamadı denedi ama olmadı, rahat olabilirsin istediğin gibi ye dedim. sonuç olarak onun elleriydi, onun yiyeceğiydi istediğini yapabilirdi. yedi, yaklaşık 7-8 dakika da 2 porsiyon su böreğini yedi… üstüne sigarasını da içti tekrardan. Cüzdanıma baktım bir 20lik, bir akbil, bir kredi kartı bir kaçta fotoğraf vardı. kalkmaya hazırlanıyordu

+al bakalım şu parayı kendine bir şeyler alırsın?

– cekindi birazcık

+al al, bu bulduğum paranın birazı oğlum al.
 
aldı ve gitti kendisinden büyük bir arabayı çeke çeke gitti. olaylar böyleydi, hayat böyleydi acımasızdı, aslında hepimiz acımasız insanlarız bize normal geliyor ama karşı taraf için acımasızdı. bu durumun farkına varamıyoruz kimi zaman, olmuyor cünkü öyle bir duyu organımız yok. hissedemiyoruz. güne böyle başlamıştım vapur iskelesi yakındı oraya kadar yürüdüm, bir nişantaşı kızı olsaydı 30 metreye bile taksiye binerdi aklıma o geldi yürürken. nişantaşı kızlarııı para yemeyi iyi bilen kızlardı, bir gün içersinde 2 hatta 3 erkekle yatabilme potansiyelleri olabilen kızlardı. var böyle kızlar aramızda; mehmet ali erbil’e yatan bir kızla tanışmıştım kız 95’lıydi nişantaşında yaşıyordu mehmet ali erbil yaklaşık 1.300 lira para vermişti onunla yatması için. bu da böyle bir anımdır

Eve geldiğimde kimsecikler yoktu; hemen güzel bir duş aldım sonra telefonuma bir baktım kimseden bir mesaj yoktu dilaranın atacağını tahmin ediyordum ama yoktu. saat 1’idi uyanmıştı bence,  neden aramadı? Belkide görmemiştir yazdığın notu? Ama komidinin üzerine bıraktım görmemesi mümkiün değidi. uyudum.. hiç bir şeyi düşünmemeyi seçtim, kolaya kaçmıştım yine. kaçacaktımda bu değişmeyecekti……

Bazı şeyler geri gelmiyor.
bölüm 3

Bunları düşünmem tek bir şarkıyla buraya gelmişti, şuan ispanya’daydım bunları düşündüm ve buralara kadar geldi. TEK BİR ŞARKI’yla. bi an kopmuştum o kadar düşündüm ki; Daylinlere gideceğimi unutmuştum, sigaram bitmişti, güneş düşmüştü, mekanın gece lambaları yanmıştı… Hemen hesap ödedim düşündüm daylinlere geç kaldım mı acaba diye? saat takmam, telefonumda yoktu yanımda. Türkcellin azizliği sayesinde alma gereği düşünmüyordum, özgürdüm aslında kimse sizi aramıyor, ulaşamıyor. size ulaşmak isteyen bir şekilde ulaşır kafası vardı rahattınız, bir yerelere bağlı değildiniz. o an da istediğinz her şeyi yapabilirdiniz. Ama şuan kafamda tek bir olgu vardı, saat kulesine vardığımda saat geçikmişti epey, yaklaşık 15 dakika sonra Daylinlerde olmam gerekiyordu. apar topar yürüyordum, bende diğer insanlar gibiydim tipik american filmlerinde  paltolu, çeketli ve elinde çalışma çantası olan insanlar gibiydim, bir yerlere yetişmeye uğraşıyordum, insanlara değil bu sefer yere bakarak, kaldırım taşlarını sayarak gidiyordum. Etrafıma bakınca ya bir kızla keşiyordum, ya da bir insanda durup, kalıp, birisine benzetip o insana gidiyordu kafam. İnsanları incelemeyi seven bir insanım ama onlar farkında olmadan. ama işin garip tarafı bazen abartan arkadaşlarım oluyordu, kız arkadaşlarımla olsam ne zaman, bir kızı kesip tip tip bakıyordu, bacaklarından bakıp yüzüne kadar sürüyordu, önüne kim çıkarsa çıksın Kız kızı neden keser benim hala aklım almıyordu. Sahi bir kız bir kızı neden keser? Acaba onu kıskanmış mıdır onu, veya çok mu güzeldi bilemiyorum ama bence kıskançlık. Bunu ne zaman sorsam bi kız arkadaşıma ‘HİİÇ’ diyip kesip atıyor, entresanlar bu kızlar. Bizim sokağa yaklaşmıştım. corelallei sokaktı bizim sokağın adı. yaklaşık 15 tane müstakil evlerin olduğu, bahçelerinin dışardan küçük görünen ama , orada yaşayan insanlar için nefes alınabilicek bir yerdi, emekli olanların en cazip alanıydı bahçeler, sabah uyanıp çiceklerine bakan ve akşama kadar topraklarla haşır neşir olan insanlardı ispanya’nın emeklileri. mutluydular aslında hayatta artık bir amacı kalmayan insanlardı, yılbaşında yemek yiyip uyuyan insanlardı onlar, yavaş yavaş ölümü bekleyen insanlardı. 800€ ile gecinen güzel insanlardı ilk öncelikle. bizim evin oraya gelmiştim ışıklar yanıyordu, Daylinlerin evine baktım tek bir odanın ışığı yanıyordu. ilk önce eve gitmeliydim diye düşündüm eve girdim. Deniz (kardeşim) daha küçüktü ergenlikte değildi, gününü oyun başında geçiren bir çocuktu yıl 2013’te belkide evime kız atabilecekte olan bir çocuğa dönüşmüştü. aldırış etmeden oyunun oynuyordu, onun yerinde olmak isterdim, daha yaşayacağı o kadar çok şey vardı ki daha onun bile farkına varamamıştı Deniz, daha ilk aşk, ilk lise günü, ilk şevişeceği kız, ilk arkadaş kazığı, ilk arkadaşlarıyla bir yerde toplanıp bira içmesi….

kötü de olsa iyi de olsa bunlar onun daha ilkleri olacaktı. güzel veya çirkin, ama onların hepsi birer duyguydu onun için. Bazı şeyleri geride bırakıyoruz, farkında olmadan büyüyüoruz aslında, bir daha geri dönüşü olmayan bir  yolun içindeyiz sorumlukların var, hayatına yön veriyorsun. Her şey senin insiyatifin altında, gidip intihar edip hayatına son da verebilirsin, yaşayıp son nefesini verene kadar da yaşayabilirsin. intihar edenleri de hiç anlamazdım daha hayatının karşısına neler çıkacak farkında değildi, yaşamının sadece %10’unu yaşayıp, %90’ını buruşturup çöpe atıyordu bem beyaz bir sayfayı. Bir nokta bile sürülmemiş. biraz ağlanıyorsun önemseniyorsun sonra toprağa karışıp yok oluyorsun. Bunu yapanları da hiç anlamam.bi arkadaşım vardı durmadan intihar edeceğim taylan ben diyordu, şaka yapıyor sanıyordum aldırış etmiyordum, insan der mi tak diye  ”ben intahar edeceğim ayşe, ahmet vs? ” sizde almazdınız, şaka yapıyor sanardınız. şu sigarayı kendine gel diyordum, ağır rock’cı bi tipti kendisi. çok çokta seviyordm 17 yaşındaydı daha, onun gibi bir insanın gelmeyeceğini biliyordum asla, eğlenceli bir insan nasıl intihar ederdi ki? çok eğlenceliydi, anlam verememiştim.  Haberi duyduğum geceyi hiç unutmuyordum, arkadaşı mert aradı saat gece 02:00’ydi;

-neredesin ?

+evdeyim noldu?

– Sana bir şey söyleyeceğim sakin ol dedi (sesi çok tiz geliyordu, yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu anlamıştım. keşke o anda telefon kapansa turkcell çökse duymak istemiyordum kötü olacağımı biliyordum. ama olmadı. nefes alıp verdi ve;

-Seleni kaybettik biraz önce, otopsisiye alacaklar birazdan. Ailesi burada seninede araman gerektiğini düşündüm, kartal eğitim ve araştırma hastanesindeyiz.
 

– Sessizliğimi bozmadım. kapattım…

 yere çömeldim ve hüngür hüngür ağladığımı hatırlıyordum, En zayıf noktamdan yakalanmıştım bi kere. artık selen yoktu. olmayacaktı. geri gelmeyecekti. o gece evde tektim, ailem yoktu izmire gitmişlerdi benim yaz sınavlarım olduğundan istanbulda kalıyordum. Apar topar giyindim, 02:20’de nasıl gidecektim oraya. Taksi cağırıcak kadar param yoktu kredi kartı vardı ama işe yaramazdı. aşşağıda annemin arabası duruyordu, evde yarım saat kadar arabanın yedek anahtarını bulmaya çalıştım evi o kadar aradım ki, biri girde bu eve hırsız mı girdi diyecekti, anahtarı bulmuştum hemen çıktım evden. arabaya koşar adımlarla gidiyordum, çalıştırdım gittim, tam e5’e çıkacakken iki siren yandı arkamda, acaba durmalı mıydım? Yoksa devam mı etmeliydim. Durmalıydım durmalı.o ank adrenalinle napacağımı bilmiyordum beynim yoktu, bedenim ise farklı dünyalardaydı. ehliyet yoktu, bir nüfus cüzdanı vardı. durduk onlarda durdu. napıcağım hakkında en ufak bir şeyim yoktu. sıçtığımı düşünüyordum ailem aranacak ve bulanamayacaktı beni çocuk karakoluna götürüceklerdi emindim. arabayı da bağlayacaklardı. beni kimse almayacaktı ailem gece yarısı aranıp telaşlandırılıcaktı, bir daha bana güvenmeyeceklerdi bunları düşündüm…  iyi bir konuşma yapmam gerekiyordu.. olaylar hep böyle midir? sapa mı sarar, bir kötü şey olur arkasından koşarak gelinir miydi? galiba öyleydi. dikiz aynasından bir polisin buraya doğru geldiğini görüyordum, derin nefes aldım ” Taylan sakin ol sakin.” Gözlerim biraz morarmıştı kesin ağzıma sıçacaklardı ama gözlerim doluydu anlaşılabilirdi, yanımdan gecen arabalarin içinden insanlar bize bakıyordu, taksinin içindeki insanlar, ailecek bir yerleden evlerine doğru gelen insanlar bana bakıyordu. kim bilir neler düşünüyorlardı bu benim umrumda değildi aslında.

Camı açtım o an gelmişti sanki dilim tutulmuştu içimden ne bok yiyeceğim şimdi ben. Hadi taylan götün yiyor muydu? açıkla açıklayabilirsen.

+iyi akşamlar; Ehliyet ve ruhsatı görebilir miyiz?

Eveet sıçtığım andı bu….

daha iyi konuşabilmek için arabadan indim. o sırada diğer polis memuru’da arabadan iniverdi, benim arabaya yaklaşmış el fenerini arabanın camına tutup arabanın içini inceliyordu.

+ yakşamlar memur ‘abi’ (iyi çocuk olmak için) oraya abi kelimesi gerekiyordu. iyi laf orospuluğu yapmam gerekiyordu. saat 02:40.  3’e doğru geliyordu yavaş yavaş

+ehliyetim yok abi, ruhsat var araba anneme ait,( kimliğimi ve ruhsatımı verdim karıştırıyordu polis memuru)  Abi beni anlayışla karşılayacağını umuyorum yarım saat önce arkadaşım intihar etmiş, ve ölmüş otopsi’de şuan.  yanımda taksi parası da yoktu yoksa bu kadar risk almam üstüme, size de rahatsızlık vermem gece gece, ama yapacak bir şeyim yoktu tek alternatifim buydu, ama yapmak zorundaydım.

inanıyor gibiydi polis memuru, diğer polis memuru ise arabayı açmıştı kurcalamaya başlamıştı, arka koltuklar, bagaj, ön bölümler.. ”araba temiz abi” dedi polis memuru
 

benle konuşan polis memuru susmaya devam etti; elindeki bir cihazla kimlik bilgilerimi kontrol ediyordu.

-başın sağ olsun dedi, haklısın sende dedi arkadaş, bir daha geri gelmez ki dedi oğlum. tamam git dedi ama bu son olsun biz bu mahallenin devriyecisyiz dedi, eğer bir daha ki seferede seni arabayla görürsem alırım dedi seni keserim cezanı. arabayı da bağlarım. Dikkat et kendine tekrardan başın sağ olsun dedi, arabasına doğru yöneldi ve gitti

Derin bir nefes aldım, olaylar sapa sarıyor ama kurtulmasını iyi bilmek lazım dedim içinden. arabama bindim ve bastım gittim, sigaramı yaktım yollar bomboştu güzeldi aslında gece gece bu kadar olayları yaşamam bana ağır gelmişti. bir arkadaşım yoktu artık, ailemle karşı karşı duruma gelicektim az kalsın. Zordu benim için. kartal’a gelmiştim bunları düşünürekten. Hemen bir yer buldum kendime. hastahaneye girdim hemen. hastahane kokusunu cigerlerimin en derinlerine kadar inmişti. Sigaranın dumanı daha yararlıydı bence o kokudan, etrafta serumlarla dolaşan ve yaşamak için savaşan insanlarla doluydu, güçlü değillerdi belkide ama savaşıyorlardı, umutla bekleyen yakınlar acil köşelerinin önününde kendilerini rahatlatmak için sigaraya boğuyorlardı kendilerini, orası umutsuzluklarla, umutların birleştiği bir yerdi, orası hastahaneydi, ben umutsuz olanlardaydım, merti aradım ve nerede olduğunu öğrendim otopsi bitmişti, selen mozojist birisiydi acımazdı kendine cenazeden sonra  ölüm raporunu elime almıştım, ”aşırı kan kaybı, bileklerinde kesici darbeler tespit edilmiştir vucudundaki kan oranından bulunan alkol oranı; %48” yazıyordu maddeler ve açıklama şeklinde aklımda kalan bunlardı. morgta sabaha kadar bekleticeklerdi. Yarın da cenazesı vardı. yarın bir cenazem vardı cenaze sahibi olmak nasıl bir duyguydu bilmezdim ki, ne yapacağım konusunda en ufak bilgim yoktu. bilgisizdim bu konuda, cahildim. morgun önüne geldiğimde soğukluğu hissetmiştim, umutsuzluğu ve hiç bir şey yapamamayı hissetmiştim. artık bazı şeyler yoktu. selenle bir geleceğim olmayacaktı, iyi bir arkadaşım yoktu, geriye sadece  bir kaç fotoğrafımız kalmıştı. başka hiç bir şey yoktu. annesi babası, abisi ,bir kaç arkadaşı ve mert vardı, hemen hemen hepsi çökmüştü bende öyle, ölen bir insanın yakınnıı nasıl tatmin edilirdi ki? bilmiyordum. annesine koştum hemen, sarıldı bana ” Taylan neden yaptı oğlum bunu neden yaptıı!!” sesimi çıkaramadım sustum, omzunun arkasından ağladığımı, göz yaşlarımı hissediyordum. umursamıyordum bugün dışardan sağlam birisi olarak görünmeyecektim. çok kötü oldu. Neriman Teyze, selenin babası alıp dışarı çıkardı onu, uabisini gördüm bir birimeze baktık ağlıyorduk ikimizde. herkes ağlıyordu ilk defa bu kadar ağlayan bir insan topluluğuylaydım kendimizi drduramıyorduk, duygularamız bedenimizi ele geçirmişti bile.

sabaha kadar bekleyecektik, ama seleninin babası bizi evlerimize göndermeye çalıştı, çok ısrar etti herkes çökmüştü ”tek kalmak istiyorum nolur dedi. tek dedi burada yalnız başma kalmak istiyorum” diye haykırıyordu.  selenin ailesi gittikçe artıyordu dedesi halası amcası yakınları hınca hınc morgu doluruyordu, ama selenin babası yalnız kalamadım haykırışlar boşaydı, selen paylaşılamıyordu o gece, sonra belki unutulacaktı evet aama o gece değil. selenin arkadaşlarını tanıyordum yüz simalarını biliyordum, merti de daha iyi tanıyordum bu şekilde evlerine gitmemelerini söyledim, evimin müsait olduğunu gelip bizde kalabileceklerini söyledim. onlayladılar, bitkinlerdi. uyumak istemiyorlardı ama lafta uyuyacaklardı, arabaya doğru yöneldik cenaze öğle namazından sonra toprağa verilecekti, arabanın içi o kadar sessizdiki sinyal verdiğimde, sinyal sesi arabaının içinde inliyordu o kadar bi sessizlik vardı. Eve ulaştığımızda; herkese bi uyuma planı oluşturdum 3 kız arkadaşı ve mert olduğundan kızları benim odama ve kardeşimin odalarına yerleştirdim, rahat olmalarını söyledim kendi evinizmiş gibi davranın, dolabımdan bir kaç tshirt, ve short verdim. saat 5’e geliyordu bile. evimin içi hüzün dolmuştu bu sefer.  mutluluk yoktu ailemi bir kere daha sahiplendim o sabah, iyi ki bir şey olmamış diye. insanın ailesinin kaybetmesinin ne kadar acı olduğunu anlamıştım. Çok kötüydü. düşünsenize artık yok. yok ya bildiğinizi yok. İsteniz bile gelmeyecekti bu duygunun ne olduğunu ilk defa selende anlamıştım, merti kanepede uyumuştu. Balkonda biraz nefes almaya çalıştım, sonra bende gittim uyudum…

saat 9’da uyandık

herkesin gözleri mos mordu, gün aydınlandığında  her şey açık açık ortaya çıkmıştı. biraz toparlandık kahvaltı yapmaya çalıştık, kızlar evlerine gitti, giyinip cenazede olacaklardı, cenaze zamanı yaklaşmıştı hınca hınc doluydu. girişte toplu iğne ve selenin siyah beyaz bir fotoğrafı vardı, girenler siyah kıyafetlerine sokuşturup giriyorlardı, fotoğrafın altında ” 1994 – 2012”  yazıyordu bu benim çok ağrıma gitmişti hayatını şu kadarcık yaşayıp neden böyle bir şey yapmıştı anlam veremiyordum, üstüme bir sorumluluk düşmüştü acaba onu tatmin edebilecek cevaplar verseydim böyle bir şey olmayacaktı, şaun burada olmaya bilirdim, selende yaşıyor olurdu, şuan hatta belkide yeni uyanmış kahvaltısını yapıyor olacaktı. Benim yüzümden miydi? Yoksa Selen çok mu güçsüzdü? Dayanamamış mıydı. Bi an benim cenaezem geldi aklıma, bende de mi böyle olacaktı hayır. Ben insanların benim yüzümden ağlamasını izin vermezdim. Hatta ortada bir cenazem olsun bile istemezdim. beni yakıp, arta kalan tozları da Marmarma denize dökmelerini isterdim. Yok olsaydım geriye kalacak bir şeyim olsun istemezdim. kimsenin son gün için umrunda olmak istemezdim. Ben buydum. onlar da oydu. Farklıydım biraz, insanlar düz düşünürken ben farklı yerlerden bakabiliyordum. belkide bu yüzden mutsuzumdur. Mutlu olmayı bilmeyen bir insanımdır. düzelecektim biliyorum….

BÖLÜM 4

RUSSİAN RED;

Bölüm 4. 5. ve ‘son bölüm’  diğer cumartesi günü yayınlama kararı aldım, daha fazla uzun olunca gözünüz korkuyor, zaten kitap okuyan insanlar az. bunu sizler için yapmak, daha da boğmak istemedim sizleri. son olarak Dilara beni hiç bir zaman aramadı. gizemini korumasını istemem. insanlar böyle işte, anlık olmayı, anlık yaşamayı seviyorlar….

 Teşekkür ederim kitabın ilk 60 küsür sayfası böyle gitti umarım biraz da olsa ilginizi çekmiştir. yorumlarınızı twıtter, facebook üzerinden bekliyor olacağım. 

İnsanların O Bi’ Sikime Yaramayan Duyguları

tumblr_m8dnfd19u11rc6lugo1_400

Hayatta hiç bir zaman birisini üzemedim, çünkü üzmek istemedim. Ben kimim ki birisini üzücek kadar cürretkar davranıyorum? Keşke diğerleri de benim gibi düşünseydi hayat daha güzel olabilirdi. İnsanlar o kadar acımasız ki sadece kendilerini düşünüyorlar, kendi duygularını o bi’ sikieme yaramayan insanları sadece üzmekte kullanan, o boktan duygularını kullanıyorlar. İnsanlar benciller, hatta fazla bencillikten gebericekler. Karşındaki insanı düşünmüyorlar. keşke bende sizin gibi düşünsem de kafam rahatlasa “Bu insana böyle davranıyorum ve sonunu düşünmüyorum, ne hali varsa görsün ben mutluyum ya diğer olaylar veya başkasının ne hissettiği sikimde olmasın” Bende böyle hissetmek istiyorum bazen, ama sadece bazen. Sonradan düşünüp sikerim onları diyip; eğer onlar gibi düşünseydim çok sıradan bi insan olurdum karşıdaki kişiyi düşünmeyecek kadar gerizekalı olurdum.

Gerizekalılık bu dur işte, karşındakini düşünmeyen aklını sikip atmış insancıklardır. Bu insanlar karşıma çıktığında genelde göt gibi kalıyorum. Ama sadece içimde gerçekleşen olaylar bunlar, görünürde asla öyle olmam, zırhım her zaman üstümdedir. Sağlam ve çevik, kalbime ulaşamıyorlardı. sadece günü birlik birlikte olduğum insanlardı. Ve onlarda bu durumdan mutluydular, kahkahaları her yeri çınlatıyordu, o kadar mutlu gülüyorlardı ki anlatamam. Gelecek kaygısı olmayan insanlardı açıkçası hayatım onları tanımakla geçti, ama söyle bir durum var onlarca tanıştığım bu tarz insanlardan gerçekten bir şeyler öğreniyorsun. Öğrendikçe daha da iyi tanıyorsun bu tarz insanları. Kendimi geçip onları düşünüyordum yine  acaba üzdüm mü lan ben diye? böyle düşünceler içersin de saatlerce kalıyorum, kafamı sikiyorum, paket paket sigaralar içiyorum ama sonradan geçiyor. geçtiğinde içtiğim o sigaralara üzülüyorum, değdi mi acaba bu sigaralar o kişiye? Eğer değmemiş ise  çok koyuyor bana, ama değmişse cidden sesimi çıkarmıyorum. Sadece susuyorum. susmak bazen konuşmaktan daha iyidir, susmak bir erdemdir aslında. Ama kimi zamanda susmak bazen insanı sağır edebilecek kadar güçlü oluyor, hanı vardır ya alkol alırsınız,alırsınız ve tam yatmaya çalısırken, böyle duvara bakıp düşünürken, o kulağınıza gelen o ince tiz sesi var ya ondan bahsediyorum, susmak bu dur işte o sesi duymaktır ayıkken. bunu hissettiğim an sustuğumu anlıyorum. sonra gidip bi sigara daha yakıyorum…

tumblr_me27omPNFh1ru01azinsanlara olan güvenimi çok önceden kaybettim, öyle bir duygum yok ne kadar boktan bir şeydir biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz tabiki de amına koyayım bilen varsa da beni anlayacaklardır. İşte o duyguyu kaybetmek demek hayata beş sıfır geriden başlamak demektir. İnsanlara ne zaman güvenmeye çalışsam hep göte geliyorum, o yüzden bir noktadan sonra güvenmemeyi seçtim, seçmek zorundaydım başka bir alternatifim yoktu, insanlara güveniyormuş gibi yapamazdım, yapmacık olamazdım.Yapmacık olanlar var ayrı. Yapmacık insanlar sadece kendilerini kandıran insandır. seviyeyi hiç bir zaman o kadar düşürmemeye çalışmamışımdır. gel gelelim olaya; bir gün güveneceğim bir insan çıkacak diye kendimi avutuyorum , bazı şeyleri bildiğin halde kendini avutmanın nirvanasındayım. Tutunacak tek dalım hayallerim kaldı diyebilecek kadar aciz bi’ insan oldum, işte ben buyum.

 
taylan kitap 1bilmem kaç sene önce yazdığım blog yazısında boşluğun içindeyim demiştim,aradan ne kadar zaman geçti ve bende en ufak bi gelişme yok, hala o koca, karanlık boşluğun içindeyim, o boşluğu içinden nasıl çıkabilirim diye artık zorlamayı bıraktım, çünkü bunun sebebini bulamıyorum, olur ya hayatınızda bir şeyler eksiktir ama neyin eksik olduğunu bilemezsiniz. Galiba benim olayda bunun gibi bir şey. ama alışıyor, insan her şeye alışabilen bir varlık, bir zamanlar “onsuz yapamıyorum” diyen insanları açıkçası şimdi görmek isterdim, kendinizden yola çıkalım hatta, siz bir zamanlar sevdiğiniz insanı şimdi unutmaya çalışıp, “artık nasıl onsuz yapacağım bilmiyorum” diyen, ve bir zaman sonra başkasına seni seviyorum diyen insanlar olduğumuzu biliyoruz, bende öyleyim. İnsan sike sike alışıyor bazı şeylere, zaten bunu sike sike öğreniyorsunuz. zaman o kadar sihirli ki aklınızı, duygularınızı adeta yok ediyor, bir o kadar da yoruyor, bir o kadar da öldürüyor. kabullenmek zor bir şey aslında, ben mesela ciddi ciddi mutsuzluğumu kabul ettim mutsuzluk dediğim böyle tam mutlu değil böyle boktan bir şey, ne mutlu ne mutsuz gibi bir şey. Mutluluktan daha önemli şeyler vardır bu hayatta, hayat sadece mutluluktan ibaret değildir, hayatınızı tamamen mutlu olarak yaşadığınızı düşünsenize? Ne kadar boktan bir durum olurdu, o yüzden hayatı mutlu olmak için yaşamayın, mutluluktan daha güzel bir şey varsa o da huzurlu olmaktır. Mutluluk benim için hiçbir zaman önemli olmadı. Daha çok rastlantı gibi yaşadım mutluluğu. Kısa anların hediyesi gibi. Yaşamın karşıma çıkardığı bazı anlar benim için mutluluk demekti, o kadar. Mutluluk benim için bu kadar basit bir şey. İnsan mutluluğu gözünde ne kadar çok büyüttürse ulaşması o kadar zor olur, Bu durum beklentiler içinde geçerlidir, beklentileri ne kadar yukarı da tutarsanız tutma olasılığı o kadar azdır, kimileri var kendilerini kandırdıkları halde o beklentileri sürdürmeye devam ediyor. Ben hiç bir zaman beklentilerimi yukarlarda tutmayan bi’ insan olmadım, daha doğrusu beklentilerimi ne kadar indirgesem o kadar iyi hissediyorum kendimi, gerçeklikle, hayali bir birine karıştırmamak lazım, karıştırdığınız zaman olaylar o kadar boka sarar. Son olarak;

 
tumblr_m8l4fspbs21rc6lugo1_5002012 kadar boktan bir yıl olamazdı, yaşadığım olaylar gerçekten dönüm noktam oldu, ölüm ve aşk arasındaki gidip gelen o çizgiydi adeta. kabullenmek zordur bazı şeyleri sizi o kadar kullanan insan vardır ki bunu öğrendiğinizde yıkılırsınız. inanamazsınız. küfürler edersiniz, ama inanamazsıız, daha doğrusu kabullenemezsiniz. işte bende bu yılda böyleydim. bütün yılım kabullenmeyerekten geçti özet geçmek gerekirse böyleydi sikiyim 2012’yi. neyse ki hala yaşıyoruz; yeni başlangıçlar, yeni umutlar, yeni hüsranlar, yeni sigara zamları, daha keşfetmediğiniz yüz binlerce şarkı, aradığız insanı bulmak daha doğrusu saçına aşık olabileceğim bi insan bulmak vs. açıkçası yaşamak için daha çok sebebim varmış…

 

O son seni seviyorum’u demiyecektiniz

Acılarımıza korkusuzca sarılmamız ne kadar çok garip, yaktığımız enerji öfkemizi körüklüyor, bi an napıcağımızı şaşırıyoruz, bazen bi canavar gibi hırlayıp hemen sonra kime ve neden yaptığımızı unutmak ne garip. Ne saatler, ne günler, ne aylar ne de yıllar. Belki on yıllar, hatta tüm bir ömür, önemsiz kinlere nefretlere harcanıyor, sonunda ölümün alabileceği hiç bir şey kalmıyor. bazı duygulara vardır, ve bunlar çok kolay oluşan ve çok zor biten şeylerdir, hatta bazısı sonsuz olan bir şey, bunu sonlandırıcak tek şey ölümdür, bunlardan birisi aşktır, diğeri ise nefret ve kindir, Nefret ve kin arasındaki bağı bilmiyorum ama aşkla nefret arasındaki o siktiri boktan bağı gayet iyi biliyorum. Dıştan ne kadar basit görünüyor ama o olayların içinde olduğunuzda insan gerçekten yoruluyor. ama kimileri gerçekten nefret etmekten yorulmuyor, oysa ki yorucu birşey, düşünsenize nefret ettiğiniz insanın her konusu açıldığında olumsuz bir şey söylemek durumunda kalıyorsunuz. Zamanında birlikte olduğunuz hatta “seni seviyorum ” dediğiniz insana bunları söylemek şaşırtıcı. Demek ki bu ‘seni seviyorum’lar yapmacık şeyler haline gelmiş. artık gerçekten bazı şeyler lafta kalıyor, ve insanlar bu duruma göz yummaya başlıyor. durumun ne olduğunu bildiği halde o ‘seni seviyorum’lara göz yumuyor, ne kadar acı.insanların duyguları orospu olmuş ,yarın buna diğer gün ise buna seni seviyorum derler. insanlardan beni ayıran tek şey galiba, kolay kolay aşık olamamam olacak, elimden gelmiyor ne yazık ki, sizin kadar hızlı olamıyorum. eğer o insanlar gibi olacağıma her zaman yalnız kalmayı tercih ederdim. yalnızlığımı orospu etmem. unutmayın ki sizi yalnız bırakmayan tek şey yalnızlıktır.

Hayatımda aslında çok hatalar yaptım, ama hiç bir zaman ders çıkarmak gibi bir huyum olmadı, ama şu zamana kadar anladığım tek şey sonuna kadar gitmek oldu, eğer deniyecekseniz sonuna kadar gidin, aksi taktirde hiç başlamayın bile. Bu sevgilinizi, ailenizi, okulunuzu kaybetmek, hatta caddebostan sahilde sabahlamak demek olabilir. Rezil olmak veya yalnızlık olabilir. Yalnızlık bir lütuftur, diğerleri sabrınızı sınar ne kadar çok yapmak istediğinizi anlamak için, yaparsınızda. reddedilmeye, ve en garip ihtimallere rağmen hayal edebileceğiniz herseyden çok daha iyi olur bu durum. Neyse biliyorum çok sıktım sizi, ama siz de beni düşünün biraz bir şeyler yazamadığım zaman kendimi patlamış gibi hissediyorum bu yazıları bir hobi için değil ihtiyaçtan yazıyorum. yazamadığım zaman çok küfür ederim mesela, fazla sigara içerim. böyle şeylerin de olması toplum arasında “taylan sen yazmadım mı bugün amk çok gerginsin kanka, ve fazla sigara içiyorsun üstelik” diyorlar. o yüzden yazıyorum

O değilde eylül ayını unutuyordum nerdeyse, Eylül koşarak geldi bu sene çok özletti piç kendini (şuan sigaramı yaktığım için böyle günlük konuşmamı yapar gibi yazıyorum) Eylül ayında nedense her zaman ilgimi çekmiştir. neden çekmiştir bilmiyorum belki küçük bir huzur, tatlı bir rüzgar, ılık bir kahve olabilir. bunlar zaten benim için yeterli bir kaç sebeptir şu hayatta. (valla çok küçük şeylerle mutlu olan bir adamım) o yüzden eylül’ün yeri diğer aylardan daha önemlidir benim için. Eylül bende bazı şeylerin başlangıcı, bazı şeylerin bitişidir, bu karmaşık iki duyguyu yaşamak gerçekten insana garip şeyler kazandırıyor, bu duyguları hissediyorsun ama seni hangi konuda etkilediğini hayatına neler kazandırdığını fark edemiyorsun. Ama bir şeyler kazandırdığını biliyorsun, bilmekte yetmiyor tabi bazı durumlarda o ayrı. İnsan bildiği bir şeyi nasıl değiştirebilir ki zaten “bunun böyle olduğunu biliyorsun” ama değiştiremiyorsun. o yüzden kimi durumlarda bilmemek, bilmekten daha iyidir 

9 eylül 01:46

Bazı insanlarda dursan bir türlü yürüsen bir türlü

Sevmek kendini karşılıksız olarak ona adamaktır, sevgimizin sevilen kişide de sevgi oluşturacağı ümidini taşımak demektir, sevmek budur. Eğer o ümidi karşıdaki kişide hissedemiyorsanız işiniz baya zordur, daha doğrusu göte gelmişsinizdir. Genelde hep böyle olur. Bazı duygular vardır insan hisseder ve ona güvenerek hareket eder işte bazıları bu durumu çok piç bir hale getiriyor, seviyormuş gibi yapıyorlar. Bu en büyük orospuluktur aslında. Uzun zamandır yazmıyordum yaklaşık altı ay oluyor galiba ama bir şey anladım ki; yazmaya her ara verdiğimde tanımak istemeyip ama tanımak zorunda kaldığım insanlarla tanıştım. Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi biliyorum. Belki de bu tanrının bana büyük bir piçliğidir bilinmez işte bu karamsarlık adamı siker. Hayatta karamsar olan insanlar her zaman kaybeden insanlardır, çünkü karamsarlardır hayatı baştan kaybetmişlerdir. İşte bu karamsarlıkların arkasından büyük bir boşluk gelir. Boşlukta kalmak mutsuzluktan daha kötü bir şeydir. mutlusuzluk en azından bir duygudur ama boşluğun tanımını kimse yapamaz, en basiti aşk gibidir herkes içinde bilir o duyguyu ama anlatamaz, cümlelere vuramaz o hissettiklerini. Her neyse sonra o boşluğunuzu doldurmaya gelen insanlar vardır tabii bunları seversiniz, aşık olursunuz. Hayatınzda önemli, hatta zirvede olan insanlardır ama bunlar gelip geçici insanlardır hiç değişmezler, üstelik işin kötü tarafı onlarla birlikte olduğunuz zaman bunu anlamamız oluyor, çok boktan biliyorum. Bu insanlar hayatınıza çok çabuk giren ve çok çabuk çıkan insanlardır bi’ an da bakarsınız yoklardır, size bir kaç şey bırakarak giderler öylece, bu insanlar çok korkunç amına koyim ya.

Bu durumlarda Tanrının rölü büyüktür tabii bunu söylemeden edemeyeceğim galiba ama Tanrı adaletsiz ve acımasızdır. Bunu bana sike sike öğrettiği için ona minnettarım ve işin garip tarafı bizlerde hala yılmadan ona dua etmeye çalışıyoruz, ama belkide haksızlık ediyorum bu konuda bardağın dolu tarafından bakmak gerekirse ki çok boktan bir durumdur. Bu insanları tanımak zorundasınızdır. Size ne kadar iki yüzlülük yapsa da tanımak zorundasınızdır. İnsanları tanımak gerçekten zor bir şey, dışardan farklı görünüp, ama içinden neler geçtiğini anlayamazsınızdır. O yüzden insanlara kolay kolay güvenmeyin, hatta kısa zamanda tanımışmış olduğunuz kişilere hiç güvenmeyin.Öyle mallar tanıdım çünkü. Neyse, aşkın en orospu dönemlerini yaşıyorsunuz, bunun farkına vardığınızda ” ben ne kadar salakmışım ya amına koyim” dersiniz. Emin olun ki güvendiğiniz her insan sizi yarı yolda bırakır. Bunlar bu hayatın acı gerçekleridir bunları kabullenmek veya kabullenmemek sizin elinizde. İşte o dediğim o bazı insanlar size bunu sike sike öğretiyor.Kabulleniyorsunuz artık bir noktadan sonra. Onların görevleri bu dur belkide daha doğrusu işin orospusu olmuşlarda haberleri yok.

En çokta aşık olduğunuz insanlar sizi yar yolda bırakan insanlardır. Sonuç olarak çok güvendiğiniz bir insandır. Bunun farkında vardığınızda bazı şeyler geçmiş bitmiş, hatta yok olmuştur. Önemli olan bunu önceden farkedebilmektir. fark etmekte büyük bir çaba, büyük bir göt ister, yapamaz yani kimse. Geleceğini gören pek fazla insan yoktur bu hayatta. Açıkcası geleceğe dair hiç bir şey bilmiyorum. Sadece bi hata yaptığımı biliyorum. İnsan aynı şeyleri tekrar yaşadığında, “belki bu sefer böyle değildir” dediğinde aynı hatayı bir kere daha yapar. Bunu diğer blog yazılarımda da belirtmiştim. Ve yine aynı hatayı yaptım.İnsanları artık tanımama gerek yok, çünkü hepsi aynı, değişen hiç bir sikim yok, cünkü insanlar egoistlerdir. sadece kendilerini düşünürler, çevresindeki insanlar sikinde bile değildir. İşte ben bu insanları tanıdım,muhtemelen sizde aynı insanları tanımışsınızdır,biliyorum. Bu yaşlarda insanın aşk konusunda mutlu olması biraz zordur, açıkcası benim çevremde yok öyle insanlar nedeni ise “Senden nefret ediyorum” cümlesini kuran insanlara aşık olmamız galiba, veya şey de var ” bizle mutsuz olacak” insanlara aşık olmamız. kafanıza göre hangisi size daha uygunsa onu seçin. İşte hayatın en orospu tarafıda budur o kadar insan arasında gidip sizden nefret eden birilerini bulursun, ve sizde bu durumun farkında değilsinizdir sonradan anlarsınız NOT; ki zaten siz anlayamazsınız kendisi belirtir bu durumu ansızın(sizden nefret ettiğini) bu da zaten son evredir yani elinizden hiç bir şey gelmez o durumda, siz sadece nasıl siktir olup gittiğini görürsünüz, ondan geriye sadece bıraktığı mutsuzluklar ve yaşanmışlıklar kalır. Bence bunları iyi değerlendirmek gerekir. Mesela mutsuzluk iyi bir şeydir. mutluluğun değerini daha iyi anlarsınız bu durumlarda. Bahsettiğim gibi hayatta bazı şeyleri yaşamak zorundayız bu da yaşanması gereken şeylerden biridir. Zaten sike sike yaşıyorsunuz, biliyorum ki herkes bu tür insanlarla tanışıp, hayatını mahvetmiştir.

Sizden nefret eden birisini döndürmek olanaksız. veya sizle mutsuz olan birisini, gitmeyi düşünen birisini hiç bir zaman durduramazsınız. erteleyebilirsiniz sadece. Ama eninde sonunda gider. Zaten gitmesi daha iyi olur o saatten sonra. Sadece görüntü olarak yanınızda olan ama çoktan uzaklara gitmiş birisinden bahsediyoruz çünkü. Siz en iyisi siktirgit diyip yolunuza devam etmelisiniz, peki başka ne yapmalısınız? Başka hiç bir bok yapmamalısınızdır. bu sorunun cevabı bu dur. Bazıları o kadar çabuk bir şekilde bağlanır ki (bunlar saf, ve temiz insanlardır) onu çok kısa bir zaman içinde tanır mesela;

Her zaman ki sevgilinizin her zamanki sesinde, bakışında, tonlamasında, havasında bile farklılık hissettiğiniz an, ki her erkek hisseder bunu, onu kaybetmişsiniz demektir. ama bu öylesine size özel, sadece sizin hissedebileceğiniz bi şeydir ki, anlatsanız, korku filmlerinde hayalet görmüş çocuk gibi aşağılanır, bu gerçeği kimseye inandıramazsınız. “abi ya Ayşegül’de bi şey var ” dersiniz , arkadaşınıza, “ne var olum” der o da size “ya amına koyim telefonda bugün bana işinin olduğunu söylerken sesi çok acayipti, ayrıca her zaman kapatmadan önce bir şeyler zırvalardı” şimdi demiyor işte. Sadece sizin anlayabileceğiniz onlarca ayrıntıyı, değişikliği, hepsinden önemlisi o hissettiğiniz soğukluğu, yabancılaşmayı arkadaşınız anlayamaz. anlatamazsınız. anlatmaya çalışsanız da “ulan karı gibi nelerle uğraşıyosun ya. bişey yoktur olum takma kafana” cevabını alacağınızı da bilirsiniz. hak verirsiniz ama ona. Kendinize bile anlatamıyorsunuzdur çünkü ne olup bittiğini… tek bildiğiniz “bişey” var. hoşunuza gitmeyen, ruhunuzu sıkan, sizi garip, kasvetli bir korku içinde bırakan “bişey”sevgilinize ufaktan sormaya çalışırsınız, “yok bişey ya nolcak her zamanki gibiyim işte” cevabı gelir, sizde benzer hareketlerin sizde yarattığı o zavallı ürkeklikle susarsınız. üsteleseniz, paranoyak olacak hem de o iğrenç havayı tekrar yaşayacaksınız. sonra ne olur peki? gerçeğin üstünü örtme anı gelir. halbuki ilk aklınıza gelen doğrudur. “bişey” vardır. ama siz arkadaşınıza, sevgilinize, ama hepsinden önemlisi inanmak istediğiniz şeye hak verip, “altı üstü kötü bi gün geçirmiştir. paranoyaklığa bak amına koyim, of ya canım benim daha çok yanında olmalıyım. ottan boktan kıllanıyorum” diyerek o “bişey”leri ertelersiniz,daha doğrusu kendi kendinizi sikersiniz. ama o ertelediğiniz şeyler başınıza gelmekle yükümlüdür bu hayatta bunu hiç bir zaman unutmayın. Aslında daha çok şey yazmak isterdim ama belli bir sınır koymak zorundayım çünkü bazıları okurken “sikicem Taylan ne kadar uzun yazıyorsun “diyorlar. o yüzden kısa kesmek iyidir şimdilik. Beni okuduğunuz ve hala azimle yazılarımı bu zamana kadar bekleyen insanlara gerçekten çok teşekkür ediyorum.

– 4 haziran 04:12

Karanlık Bir Yolda Telefon Işığında Yürüyorum

Bütün yıl derslerde uyuyan daha sonra yüzsüz bir şekilde okulda hocalardan sözlü isteme çabasında olan bir çocuğum “amına koyim şimdi beni edebiyatçı geçirse geometrici de sözlüme 50 verse” gibi hesaplar yapıyorum ve şu sıralar facebook-twitter’dan çok e-okula giriyorum herkes gibi bende e-okul orospusu oldum. Geçen senede bütün üç ayın amına koyan ben, yedi zayıfın dördünü vererek sınıf geçtim. Artık adam gibi sınıf geçmeye hasret kaldım, bu sene bilmem kaçıncı ortalama yükseltmeme gireceğim. Neyse ki bu sene üç tane var. Kalırsam cinnet geçirim. İlk önce kendimi sonra beni bırakan hocaları vurmayı düşünüyorum. Neyse çok sikik bir giriş yaptım biliyorum ama yapacak bir şey yok okuyorsanız okuyun, okumuyorsanız usulca böyle yavaş yavaş siktir olup gidin. Neyse biliyorum, okuyacaksınız. Öyleyse devam ediyorum:

Aslında nereden başlasam diye düşündükce çok fena dalıyorum başka yerlere, daha doğrusu geçmişe. “amaan sikmişim geçmişi.” dediğinizde de geçmiyor bu geçmiş denilen şey. Veya “koy ver gitsin dediğinizde”. Geçmiş çok yapışkan bir şeydir yıkasanız bile geçmiyor. Her zaman bir yerde bir şeyler bırakıyor. Onun peşinden asla kurtulamazsınız, ansızın hiç ummadığınız zaman karşınıza çıkabilir ve o anda ne hissettğinizin bir anlamlar yok olur. Öylece uçar gider bir daha geri dönmemek üzere. O kadar etkileyici bir şeydir bu geçmiş, tamam biraz büyütüm ama öyle. Geçmişi başkalarıyla değil kendin kapatman lazım sanırım tek sorun bu, ben yaptım veya yapamadım bilmiyorum her zaman karamsarımdır şuna emin olun ki karamsarlık dünyanın en kötü içgüdüsel bir duygusudur, adeta tam bir orospu işlevini gerçekleştirir bu karamsarlık hep ortada, hangisi iyiyise ona kaçarım gibi bir şey.            

 

 

 

Saatler, dakikalar, saniyeler beni buralara getirdi. Bazen nerede nasıl ne olduğunu sorgulayamazsın, sorgularsan içersinde kaybolursun. Zaman hiç geçmemek üzere tasarlanmıştır o boşlukta. Bilmiyorum zaman belkide bazılarını olumlu yönde etkiler bazılarını ise olumsuz. Bazıları için umut verir bazılarına ise umutsuzluk. Bazılarına korku verir endişede ise arkasından koşup gelir. Benden daha iyi biliyorsunuz zamanın neler yapabileceğini. İlerleyen zamanda bazı şeyleri daha iyi düşünür, daha iyi anlarsınız. Aslında bazı şeyleri ne kadar anlasamda korkuyorum çünkü geleceğe dair hiç bir bok bilmiyorum. Adeta karanlık bir yolda telefon ışığında yürüyorum. Belkide oturup güneşin doğmasını beklemeliyim. işte neyin iyi olup olmadığını düşünemiyorsunuz bu durumlar da insanı daha kötümser yapıyor bkz: ( kalmak ve gitmek hangisi daha iyi kestiremiyorsunuz) İnsanları anlamaya çalıştıkça kendimi onların içinde yok oluyormuş gibi hissediyorum, işin saçma tarafı herkesin sorunu bir birine benzer olması Hayat, aşk, ve aldatma buna benzer aptal şeylerle dolu olmamalı. Bu yaşlarda yaşanan aşk tamamen orospu aşkıdır. Aşkta en önemli şey bence emin olmak, emin olmadan hareket ettğinizde kesinlikle bir bok oluyor, duygularınıza güvenerek hareket etmeyi iyi bilmelisiniz, ama bazıları kendini çok kaptırmakta mesela 2 sene sonra hayatınızda olmayan bir insana ne kadar önem veriyorsunuz hiç düşündünüz mü? O yüzden bu yaşta aşık olmak çok saçma sonucunu biliyorsunuz sikerim öyle aşkı.

Aşkı herkes içinde bilir ama hiç bir boka benzetemez. Zeytinin tadını anlatabilir misiniz? Nah anlatırsınız. Aşkta böyle bir şey işte kolay kolay kimse tanımlayamaz, ha bazı salaklar tanımladıklarını düşünür ama onlar sadece kendi sikini kandırır. Alkolsüz birayla sarhoş olan kızlar veya erkekler büyük ihtimal bu yazıyı okuyor olacaklardır, çünkü Twitter’dan paylaşacağım. Tanımadığım bir çok insan var ve hala “zeytinle aşkın ne alakası var amına koyim” diyecek aptallar olucağına eminim. Ne kadar matematik sorusu çözselerde her zaman aptal olarak kalacaklar bu tipler ne yazık ki. Üzülmüyor değilim ama yapacak bir şey yok ne yazık ki. Bazı şeylerden bahsedebilmek için biraz gencim. Şimdi burada neden diğer bloglar gibi felsefe kasayım ki, yapabilirim ama hayatı sikmiş atmış bir profil çizmek istemem yani. Çünkü tam ortasındayım. Bazen insan neyle mutlu olabileceğini bilmez sanırım bende o durumdayım. Anladım ki bazı konularda aşk yetmiyor. Çünkü beklentiler artıyor…

Neyse ki bugünü son 2 ayın en mutlu günü ilan ediyorum. Çünkü bazı şeyleri atlatmış, daha iyi kavramış bulunuyorum. Geceye dair bir bok görmesemde olsun mutluyum amına koyim. Mutlu olduğumda en azından herkes gibi ota boka gülmüyorum. Ama insan mutlu olduğunda bazı şeyleri özlüyor; mutsuzluğu ve arkasından gelen şarkıları. Elimden geldiği kadar dinlememeye çalışıyorum çünkü o şarkılar sinsidir, bunu dinlediğinizde fark edersiniz ve artık onun etkisinde kalırsınız.Konuşarak anlaşan varlıklar olmamız ne kötü, keşke şarkı yoluyla anlaşabilsek. Aradığın insanı bulursun belkide kim bilir. Bazı şeylerin tesadüf olduğuna inanırım aynı anda ayağa kalkmanız veya aynı ortamda farkında olmadan aynı şarkıları dinliyor olmanız. Türk dizilerindeki gibi senin ona çarpman veya onun sana çarpması kitapların düşmesi falan filan… ama en önemlisi bir birinizi bulmanız bir tesadüf olabilir mi?  Yalnız belkide tanrının size yapmış olduğu alcakca bir piçliktir, çünkü tanrı piçlik yapmayı sever bazı şeyleri gelir yüzünüze yüzünüze vurur. Daha sonra sizde ona dua etmeye ve merhamet etmeye devam edersiniz. Tabi bende götüm sıkışında dua ediyorum ama bir bok olduğu yok. Bazı şeyleri yüzüme vurmakta daha fazla vurmadan o yukarıdaki tanrı umuyorum ki hayatımı hızlı yaşayıp hızlı öldürür, daha doğrusu hayallerimi gerçekleştirip öyle siktir olup gitmek istiyorum. Hayallerimi gerçekleştirdikten sonra hayatta bir beklentim kalmayacak çünkü. Tanrı en büyük armağanı sona saklıyor sanırım; ölümü…

Devamını getirmeyi çok isterdim ama sizlerin beni bir dinsiz olarak görmenizi istemem, önemli olan şey noktayı iyi yere koyabilmek bu her şey için geçerlidir. arkadaşlık olsun, ilişkiler olsun şu olsun bu olsun her şey de önemlidir. neyse son olarak şunu söyliyim.  Bazı konularda oldukça yanılıyorum herkes gibi, ve yanıldıkça öğreniyorum, öğrendikçe anlıyorum, anladıkça mutlu oluyorum…

Uzaklaşmaya Çalıştığım Şehre Doğru Geri Geliyorum

Dokuz gündür içerideyim. Gözlerimi açmaya çalışıyorum. Açılmıyorlar. Kulaklarım duyuyor, ama sesler çok uzakta. Dokunabildiğim cisimler anlamsız, rahatsız edici bir şekilde etrafımı çevreliyorlar. Nefes aldığımı hissedemiyorum; damarlarımda gezen oksijen bir başkasına ait sanki. Karnım aç değil; bundan sonra hiç yemesem de sorun olmazmış gibi.

Bu durumdan bir an önce kurtulmam gerekli. Bunun için de harekete geçmeliyim, yoksa sonsuza kadar burada tıkılı kalacağım. Çaresiz bir durumda mıyım? Bilmiyorum. Çırpınmaya başlıyorum, çünkü elimden yalnızca bu geliyor. Her hareketimde, tüm kaslarım inanılmaz acı veriyorlar bana. Bilinçli bir şekilde acı çekmeye dayanamayacağımı anlayıp durmak istiyorum. Olmuyor, duramıyorum. Sanki olaylar benden bağımsız gerçekleşmeye başlamış gibi. Zincirleme tepkimeler. Ben başlattım, keşke hiç sızlanmasaydım.

Kapının altından sızan bir ışık hüzmesi dikkatimi çekiyor. Demek ki artık görebiliyorum. Işığın parlaklığı gittikçe artıyor. Meraklanyorum. Çırpınmaya bir son vermeye çalışıyorum. Bu sefer başarıyorum. Yattığım yerden kalkıp, kapının arkasındakileri görmek istiyorum. Evet, bunu çok istiyorum. Ayaklarımı yokluyorum, hissediyorum onları; kullanabiliyorum. Ya kollarım? Onlar da aynı. Sendeleyerek ayağa kalkıyorum, hafif başım dönüyor. eskimiş şarap şişeleri var etrafımda bir yandan duş şarkısı çalıyor son defaymış gibi kaybederken kendimi… Daha sonra Kapının kolunu indirip etrafa göz atıyorum. Gözlerimi kamaştıran ışığın kaynağı koridorun diğer ucunda. Yürüyorum oraya kadar. Bir kapı daha. Açıyorum onu da. Annem ve kardeşim orada. Televizyon karşısında uykuya dalmıslar. Uyandırmamak için kapıyı yavaşça çekip çıkıyorum. Koridorda gerisin geri yürürken, bu sefer odamı es geçiyorum. Evin girişine varıyorum, aynanın önünde arabanın anahtarları. Bir dakika düşünmeden anahtarları kapıyorum ve kendim dışarda buluyorum, arabayı çalıştırırken. Nereye gideceğimi bilmeden sürmeye başlıyorum arabayı. Ne kadar yol aldığımın farkında olabilmek için sıfırladığım kilometre sayacı 0’larla selamlıyor beni direksiyon arkasından, bense sadece gaza basıyorum. Neşelenmek için açtığım radyoda rastgele bir kanala geçiyorum: 42.0 MHz.

Bir dakika kanala geçmeden  önce girişi sikmemek  adına buraya açıklamamı yapmak istedim cünkü uzun bir yazı oldu bu. Geçenlerde bir rüya gördüm. Bu o rüya işte  ve olan üstü bir rüyaydı ne mutluluk ne aşk ne başka bir şey bu daha başka bir şeydi anlatılmaz bir duyguydu. Bu rüyayı gördüğüm gün arkadaşımda baya  içmiştim bundan dolayı oldu sanırım. Sadece 8 saniyelik küçük bir rüyadı  ama 8 saat gibi geldi ve ne kadar kötüdür ki aynı rüyayı sadece 1 kere görebiliyorum, veya göre biliyoruz ama aynı rüyayı 2. hatta 3 defa görenler varsa kesin uzaylıdır o yavşak. İyi hoş bir rüyaydı halen etkisindeyim açıkcası  bilmiyorum ama okuduğunuz zaman  ne rüyaymış amına koyim falan dersiniz. Neyse bu rüya müya konusuna girmişken astral seyahat konusu çok dönüyor buaralar. Şimdi Astral seyahatı falan siktir edin ne o amına koyim uçuyormuşsun uzaya falan gidiyormuşsun napıcaksın  lan  sen uzayı falan. Git sevgilinle seviş. Üstelik sonra hep yusuf olacaksın  geceleri yapmayın böyle şeyler gerçekten. Astral seyahate falan gerek yok dediklerimi yapın kesin cenneti görüp geliyorsunuz yani. Şimdi ilk önce tuzsuz az pişmiş bir makarana yapıyorsun yaptın mı? Yaptıktan sonra Jeam Beam içiyorsun ama hızlı değil yavaş ama küçük yudumlarla  sonra git tuvalete kus kustuk mu şimdi? kustuktan sonra üstüne şarap içtim  o ayrı tabi. Her neyse sonrada git arkadaşlarınla “Gel öpüjjem seni gel.”  muhabbeti yaptıktan sonra siktir olup yatağa uyuyun bakın kim kimi sikmiş sabah. Ama bu rüya gerçekten farklıydı her şeyi hatırlıyorsunuz gerçek hayattaymış gibi ve her şey sizin elinizde gibi mesela 2 hafta olmuştur bu rüyayı göreli bugün harmanlıyorum işte yazıyı ve halen benzin istasyonundaki adamı, o yavşak yüzünü halen unutmuş değilim. Şimdi devam ediyorum;


0000006‘yı gösteriyor sayaç. Radyoda Noyan & Noyan‘dan Yıldızların Altında çalıyor. Nerede olduğumu anlayabilmek için etrafıma göz atıyorum. Evler, binalar, insanlar… Hala şehirdeyim, ama evimden gittikçe uzaklaşıyorum. Her şey hala bir hayal gibi, koskocaman bir otomasyonun içinde küçücük ben. Elimden gelen bir şey yok, düşünmeye ise hiç gerek yok. Sadece geçmişe ait birkaç fotoğraf karesi var aklımda: sadece onu özlüyorum, ve yeni yollar, daha önce hiç görmediğim insanlar, az da olsa tanışıklık duygusu.

0000011‘i gösteriyor sayaç. Radyoda ABBA‘dan Mamma Mia çalıyor. Yollar gittikçe genişliyor, yollar genişledikçe ben daha çok gaza basıyorum. Hız ibresi tırmanıyor, fakat ben daha da hızlı ilerlemek istiyorum; çabucak uzaklaşmak, batan güneşin yönünde seyretmek. Gittiğim yollar beni nereye çıkaracak hala bilmiyorum, fakat yol çizgilerine sağdık kaldığım sürece bir yerlere varacağımı biliyorum. Gözlerimi bir an olsun çizgilerden ayırmıyorum, bu oyunu kurallarına uygun oynuyorum. Zaten bu boş yolda yapabileceğim başka bir şey yok.

0000015‘i gösteriyor sayaç. Radyoda No Doubt‘tan Don’t Speak çalıyor. Direksiyonu tutan ellerim, pedallara basan koca ayaklarım, emniyet kemerinin güvene aldığı bedenim ve dikiz aynasından görünen asık suratım takılıyor aklıma ama sanki gözlerim dolmuş böyle güneşin biraz parlamasıyla gözlerim böyle çok garipti. Yol kenarındaki benzinciye yanaşıp marketinden bir şişe şarap alıyorum markasını bile unutmadım Dikmen’di . İnanıyorum ki, tüm sıkıntılar silinip gidecek. Arabaya binip kapıyı çekiyorum ve şarabı açıyorum bir yudum alıyorum. Bu sefer emniyet kemerine ihtiyaç duymadığıma karar verip, yoluma devam ediyorum. Yollar biraz daralıyor gibi; sanırım şehirden uzaklaşıyorum. Bilmediğim bu yollarda daha yavaş gitmeye karar veriyorum.

0000017‘i gösteriyor sayaç. radyoda Neil sadaka çalıyordu insan en sevdiği şarkıyı duyunca daha bir mutluluk kaplıyor içini. Bu yollarda iyi bir sürücü olduğum sürece, ama burada kendimi tutamıyorum  elbet güzel bir yerlere varacağımı düşlüyorum. Fakat şehrin dışına doğru gittikçe, bu yolların bana anlatıldığından farklı olduğu dikkatimi çekiyor. Umursamamaya çalışıyorum; sorgulamamaya da. Bana anlatılan masallara inanmayı tercih ediyorum: tüm o güzel yollar, misafirperver köyler, tertemiz nehirler… Yan koltukta sabitlediğim şarabım içmeyi bir süreliğine erteliyorum. Hızımı daha da düşürüyorum. Gökyüzündeki renk değişimi, gün batımının gelişini haber veriyor. bir yandan tatlı huzuru ve bir yandan o acı yalnızlığı hissedebiliyorum

0000019‘u gösteriyor sayaç. Radyoda System of a Down‘dan Question! çalıyor. Yolun nereye gittiğini düşünmeye başlıyorum. Altımdaki arabayla bu yolların dışına çıkamayacağımı, dolayısı ile yolların beni götürdüğü yere gitmek zorunda olduğumu düşünüyorum. Bu zorundalık düşüncesi keyfimi kaçırıyor, özgürlük kavramını sorgulatıyor bana. Karşı şeritten gelen arabaları değerlendiriyorum; onları takip etsem, benim terk ettiğim şehre gittiklerini görebileceğimi düşünüyorum. Yolun, onları zorla benim şehrime götürdüğünü fark ediyorum. Peki ben nereye gidiyorum? Gittiğim yere varmadıkça bilemeyeceğim. Başka bir yol izleme şansım var mı? Hayır. Nereye gideceğime benim yerime yolun karar verdiği hissine kapılıyorum. O zaman iyi bir sürücü olmaya gerek var mı? Hayır, her şekilde yolun beni götürdüğü yere varacağım. Canım sıkılıyor hafiften, gideceğim yere daha geç varmak için iyice yavaşlıyorum, zaten yollar da gittikçe kötüleşiyor.

0000021‘i gösteriyor sayaç. Radyoda the Cure‘dan Killing an Arab çalıyor. Yola ansızın atlayan kara kediyi görüp, ansızın frene asılıyorum. Şanslıyım. Lastiklerin çıkardığı iğrenç ses ve koku eşliğinde, kediye çarpmadan durabiliyorum. Kedi de bu yolun parçası mı? Hayır. Kediye çarpmamak için direksiyonu kırsam ve şaranpole yuvarlansam, bundan yol mu sorumlu olurdu? Hayır. Üzerinde gittiğim yolun her şey olmadığı kanısına varıyorum. Kediyi düşünüyorum, belirsizliği kabulleniyorum. Yolun neden bu kadar kötü olduğunu sorguluyorum, iyileştirmek için çözümler arıyorum. Birlik ve önceden belirlenmişlik kayboluveriyor bir anda. Artık bu yolun, beni nereye çıkaracağından emin olmadığımı fark ediyorum. Yine de ilerisini merak ediyorum, bu yüzden ilerlemeye devam ediyorum. Asfalt yollar, yerini itinasız bir şekilde dökülmüş çakıl taşlarına bırakıyor. Güneş kayboluyor ufukta sinsice. Bu güzel manzara karşısında, şarap şişesini kafama dikiyorum. Sonra, yol kenarındaki tabelaya takılıyor gözüm. Üzerinde “Beniadem” yazıyor. Yazının üzeri kırmızı renkte çizilmiş.

0000023‘ü gösteriyor sayaç. Radyoda Gary Jules‘dan Mad World çalıyor. Artık çizgilerle belirlenmiş bir yol yok önümde. Yol denilen şeyi ben tanımlıyorum, zihnimde var oluyor çünkü ben oradayım. Taşlar, çalılar ve toprak. Sınırlar çiziyorum kafamda, arabanın tekerleğinin bir sonraki dönüşte nerede olacağına ben karar veriyorum. Direksiyonu istersem sağa, istersem sola kırabileceğimi görüyorum ve kendi yorumlarım çerçevesinde bunların arasında bir fark olmadığını görüyorum. Her şekilde, kendimi önümdeki karmaşanın içinde buluyorum: uzun farları açar açmaz, gri bir kar fırtınasının yaklaştığını görüyorum uzaklarda. Etraf zifiri karanlık. Fırtına düşüncesi tüylerimi ürpertiyor, korkuyorum. Arabayı durduruyorum ve annem her zaman arabasında sigara bulundurur ve tahmin ederekten torpido gözündeki sigara paketinden bir dal sigara çıkarıyorum. Kapıyı açıp keskin soğuğa çıkıyorum. Elimde bir sigara ve çakmak. Arabanın ön kaportasının üzerine yatıyorum ve yaklaşan fırtınaya karşı sigaramı yakıyorum. bir yandan ise şarabı içiyorum ve keşke oda yanımda olsa diyorum.  ve olsaydı hiç bir sikim olmazdı diye düşündüm. ve   şarabımı içmeye devam ettim. 

0000024‘ü gösteriyor sayaç. Radyoda I Monster‘dan Heaven çalıyor. Daha fazla ileri gidemeyeceğime karar verdiğimden, geri dönüş yolundayım. Bu sefer yolu çok iyi biliyorum, o yüzden son sürat gitmeye çabalıyorum önceden uzaklaşmaya çalıştığım şehre doğru. Bir başka tabela dikkatimi çekiyor bu defa. Üzerinde “istanbul ” yazıyor, “Rakım: 0” ve “Nüfus: 0”. Asfalt yollara, şehre ve insanların arasına dönerken düşünmeye bol bol zamanım oluyor. Düşünebildiğim için mutlu oluyorum.

Arabayı aynı yere  park edip eve çıkıyorum. ama böyle o sokakta ki sessizlik  içimi yedi bağırasım geldi böyle ses tellerim sikilene kadar bağırmak istedim  ve  sonra  Anahtarları eski yerine bıraktım. Koridorun sonundaki ışık hala parlak. Bu sefer rahatça gidebiliyorum oraya; ne kaslarım ağrıyor, ne başım dönüyor. Kapıyı açıyorum, televizyon karşısında uyumaya devam eden annemi ve kardeşimi görüyorum. Yanına gidip, “Anne,” diyerek uyandırmaya çalışıyorum onu. “Gri bir kar fırtınası geliyor. Korkuyorum.” Hafifçe gözlerini açıyor annem. Uyku mahmuru, saçlarımı okşayıp uykuya dalıyor.  Televizyonda ise Timi Yuro – As Long As There Is You klibi oynuyor… ve sabah uyandığımda ise burası ne gibi bir tepki verdim o kadar içmişim yani.  yavşak levent uyandırıyor beni o yukarıda ki fotoğrafta yarı çıplak olan ipne var ya o  ” Annen arıyor lan dedi”  açmadım, sonra uymaya devam ettim.Yine ama bir sikim göremedim daha her neyse. Ama gerçekten kendi dünyamda ölmek istiyorum. Gerçek hayat  bizi böyle sikmemeli en azından gerçekleri bu kadar yüzüme vurmamalı. Bence artık hayallerinizin peşinde koşmaya bakın. Ben öyle yapıcam. Beni okuduğunuz için teşekkür ediyorum size, ve hepinizi öpüyorum.

gidiyorum şimdi elimde santa. tüm bacaları gezdim şu anda.

Sanırım yeni bir başlangıçlar diyarındayım. Genellikle böyle olur ya her zaman başka bir hayat, başka aşklar karşılar seni ne olduğu belirsiz, ne yapacağını bilmeden. Belkide umutsuz, belkide mutsuz olacağın bir başlangıç. Bazı şeyleri geride bırakmak adına böyle bir şey yapılır, en azından ben öyle yapıyorum. İnsan gerçekten korkuyor aşık olmaktan, yani ben öyle düşünüyorum insanların ne bok olduğunu bilmeden aniden aşık olabiliyorsunuz. Öyle olur yani dimi?  Aslında herkes çok iyi bilir korktuklarımız başımıza gelmekle yükümlüdür, yoksa korkmak çok saçma olurdu. Bu yüzden artık bu tür şeyleri göze almak gerekiyor. Bir yandan düşünüyorum da, iyi ki yaşamışım bazı şeyleri. Hayatta hissedilecek çok şey var bkz; aşk, terkedilme, “seviyorsan git konuş bence amınakoyim”, sizi siken fahişeler… Bu böyle uzar gider işte benim unuttuğum şeyleri ekleyin her neyse.

Müzik, benim için en az koku kadar önemli. Nasıl ki alınan bir koku insanda nostaljik duygular çağrıştırabiliyorsa, çok benzer şekilde dinlediğim müzikler de bende aynı kuvvetli etkiyi yaratabiliyor. Bazı şarkılar var mesela hayatımın dönüm noktalarını hatırlatan, ya da başka şarkılar var ki sabah kalkıp da kahvemi koyarken ne kadar kötü bir durumda olursam olayım beni mutlu eden. Bkz: Jason Mraz – Bella Luna…

Bir de tabiğğ, benim çok kötü bir huyum var. Çok beğendiğim bir şarkıyı ve bana hissettirdiklerini, sevdiğim insanla paylaşma arzusu. Bazı insanlar var, anlamaz bu paylaşma isteğini, gereksiz ve de anlamsız bulur. “Sadece bir şarkı” der geçerler. Oysa yoğun bir şeydir bu, öyle yabana atılmaz. Yabana atılınca hayal kırıklığı yaratır, atılmazsa karşılıklı ilişkiyi güçlendirir. Yani şarkı attığım insanlara sesleniyorum, şarkılarımı es geçmeyin amk.

Mutluluğu ne kadar büyütürseniz götününüzde  Affedersiniz, gözünüzde. O kadar ulaşması zor olur. Tamam burda gerekli gereksiz her şeye gülün mutlu olmaya çalışmayın yani. Bu durumdan daha kötüsü var: ortada kalmak. Yani mutluluk ve mutsuzluk arasında kalmak en kötü durumlardan biridir.  Mesela yere düşen kaleme bile gülebiliyorsanız veya buna benzer şeylere işte, sizde bu durumu yaşamışsınızdır.

Bugün bi kız geldi  ben en arkada oturuyorum, yan sıraya oturdu. Sınav vardı bugün o yüzden böyle herkes birbirine bir şeyler öğretmeye çalışıyor ben ise şarkı dinliyorum falan  sikerim zamanıma yazık hayat matematik öğrenmek için gerçekten çok kısa kafa yorsunlar yavşaklar  Her neyse konuya geri dönmek istiyorum şimdi herkes ders çalışıyor falan Berke’de yanımda uyuyor. Canım sıkıldı, yerden bulduğum yeşil keçeli kalemin ucunu su sişesine attım böyle yeşimli bir şey oldu karıştırırken kız bi anda kahkaha atmaya başladı amınakoyim… Korktum:

-Neye güldün?
+Sana.
-Neden?
+Yaptığın şey yüzünden.
-Anti depresan alıyor musun?
+Alıyorum.
-O zaman sus.
(sustu.)

Konuyu anti-depresana getirmek istedim. Anti depresan mutlu ve mutsuzluk arasında bırakır insanı gerçekten insanları izliyorum böyle gereksiz güler gereksiz yorum yapar. Yani insanların arasında belli oluyor ben antidepresan alanlara karşı olumsuz bir şey söylemiyorum sadece bu duruma düşmemek için bırakın şu illeti, kendi kendiniz toparlayın amk ne gerek var “kanki ben antidepresan alıyorum qwerty” gibisinden konuşan arkadaşım var. Beni televizyon başından izliyodur şimdi, senin amk çocuk içme lan.

—————–

Kendimi bugün rahat bıraktım şuursuzca ilerliyorum farkındaysanız  böyle konu dağımı falan falanto filanto yok, estetiklikte yok yazıda. daha başlık bile belirsinz konudan konuya atlıyorum işte sanırım mutluyum.  Neyse saat gece dördü on geçiyor, günlerden Perşembe zaman hızla ilerliyor. Gereksizce sabahlama ihtiyacı duyuyorum neden diye sorarsanız, birisine karşı bir şeyler hissediyorum. Böyle çok ani oldu belki okuyordur şuan bunları amk heycan bastı. Bunu buraya yazmam doğru değil ama yazıyorum işte. O fahişeden kurtulduğum iyi oldu, hoş kızdı ama ayyuka çıktı yani. Geçmiş geçmişte kalsın diyenleri öpüj emm, gel abijim öpüjem öpmeden bırakmam yeaaa.Bak yine kahvem soğudu amk. Gidip üşeniyorum gidip tekrar doldur falanto filanto… Benim bi kahve ayarım var, onu yapamadan uyuyamıyorum. Nikotin gibi bir şey. Bazen gözlerim kafeinle doluyor yani o biçim bir iliş kimiz var kahveyle. Ellerimi sonuna kadar açsam o bile küçük kalır sevgimi göstermek için.


Bazı kızlar Nutellla’yı çok seviyor. Burada büyük bir psikolojik durum var öyle böyle değil hani  Nutella’yı sevmeyeni sikiyiyorlarmış  gibi. “Nutella Amarika’nın oyunu amQ” yapmayacağım da, Nutella’yı sikeyim yani. TAHİN PEKMEZ’e bir şey olmasın. Tamam bende yiyorum ama şırıngayla damara Nutella vurmak nedir? amk.

-Ayça ben depresyona girdiiim 😦
+Aşkım Nutella ye geçer.

Aşk ve sevgi farklı kavramlardır. Bence bunun açıklamasını kimse yapamaz. Aşk nedir? Sevgi nedir? Kimse açıklığa kavuşturamaz. Kişiye göre değişen birşeydir, birisi ot der birisi meme der… Bakın yine burda konudan konuya atlıyorum, sevdim bu durumu hiç bir durum altında böyle rahatca yazıyorum. Neyse. Bazı insanlar var, gülerken bile canı yananlar… Bu en kötü durumdur, ben yaşamadım ama gördüğüm hissettiğim insanlar var. Üzülürsün ama belli etmezsin içine atarsın tarzı falan değil. Ama hiç bir duygu güçlü değildir, zaman duygularımızı anıya dönüştürüyor: eski sevgili gibi.
Yazacak birşeyim olmadığı için yazmaya geldim, gidiyorum şimdi elimde çanta dırım dırım dırım… Gitmeden önce bir şarkı paylaşıp öyle kapatıcam, ama eski 45’liklerle rahatlıyorum böyle çok yavaş bir ritmi var, şarkıyı hissediyorsunuz içinizde, kalbinizde.


Gönül Turgut – Aşkı Sende Buldum

İnsanı sarmal dolar götürür. Bu güzel bir cümleydi. Bu yazının sonuna Demet Akalın – Çanta’nın linki vereceğimi sandın demi çakaal? Neyse hadi dağılın, öpüldünüz.